9 Haziran 2013 Pazar

Gitmek...

Şimdi gitmek var... huzurlu salıncak köşemi bırakıp gitmek, bana şarkılar söyleten nar çiçeklerini bırakıp gitmek... aileyi, dostları bırakıp gitmek... sayılı gün geçer elbet, ama özlerim seni sevdiğim İstanbul...
sevdiğim her şey buradayken başka bir yerde olmak, orayı sevebilmek mümkün müdür sevgilim İstanbul?
başka diyarlarda çiçekler şarkı söyletir mi insana? başka yerlerde denizin dalgasıyla olur musun sarhoş? bugün melankolik değilim, aksine İstanbul'u içime çektim, olduğum yerden ayrılmadan benim İstanbul'umu...
yarın yine geçeceğim köprüden sadece vedalaşma için belki İstanbul ile, ertesi gün de geçeceğim... tekrar çekeceğim boğazın havasını içime... denizsiz geçecek günler için tutacağım içimde o nefesi... denizsiz, sevdiklerimsiz...

                 

8 Haziran 2013 Cumartesi

10.12.2012

"başka bir ruhun içerisine bir yolculuğa başlıyorum bazen...benimkinden daha karanlık daha kayıp bir ruh, belki yansıtmıyorum görünene ama içimde bir yorgunluk oluyor, nasıl mutsuz nasıl karamsar, öyle bir hâl işte ve bu ruha girdiğimden bihaber insanlarla eski benmişim gibi bir halde sürdürmeye çalışıyorum ilişkilerimi. mümkün değil, başka bir insanım bilinmez bir süre için... kayıp ruhum bir zaman... biri beni bulana değin, kayıp, uzak bir ben..."

ne olmuş ki böyle yazmışım? bilemiyorum
bildiğim bu ruh halinin tekrar halinde olduğu, şimdi bu kayıp ruhun azıcık cesareti olsa yakacak gemileri, biletleri, planları atacak çöpe, biraz cesaret gerekiyor sadece... kim bilir hala var bir kaç gece...


5 Haziran 2013 Çarşamba

leyl-ü nehâr

gece yazısı: ne vakit ki günün aydınlığı gider karışır zihnim, gece unutturur gün ile düşünüp karar verdiklerimi, tüm aklı başındalıklarım kaybolur gecenin karanlığında... elimde kalan uykusuz, kararsız bir kalb... akla inat, her şeyi unutturacak kadar güçlü... ne istediğini biliyor, ne de istemediğini... yalnızca diyor kaçamazsın benden güm güm içindeyim, duymazdan gelemezsin sesimi...





gündüz yazısı: düşlere sarıl ve uyu şimdi, görmezden gel dünyanın gürültücü seslerini,okurken yazılanları cımbızla seç sana uyanları,görmezden gel cevabını bilmediğin soruları, uzaklaştırayım derken yakınlaştırıyorsan seni korkutanları şimdi dur ve düşün ne yapmalı?


3 Haziran 2013 Pazartesi

Zamanın hızı içimde sızı..

bir seneden biraz zaman önce, artık hazırım dedim, yeterince dinlendim, sıkıldım hayatın durağan akışından, bir şeyler öğrenmeliyim, hiç bilmediğim ilimlerle meşgul oldum bir sene, okudum, yazdım, öğrendim, öğrenemedim, sıkıldım, heyecanlandım...
Şimdi bakıyorum da zaman nasıl hoyratça savurdu beni, nasıl kesti sesimi, nasıl tüketti kuvvetimi
hep şikayet eden, hep sızlanan bir hale geldim birden
O kadar yorgunum ki sebepsiz, bir kelime yazamıyorum adeta, yazıyorum da yazamıyorum
sözlerim anlamsız, kelimeler kifayetsiz derler ya hani öyle...
yazdıklarım bir şey ifade etmiyormuş gibi geliyor, bırakıveriyorum
hiç bir yere gitmek istemiyorum, olduğum yerde durmak da
karar vermek de istemiyorum kararsız kalmak da
korkarım ben aslında yardım istiyorum, söylesinler istiyorum bana; ne yapmalıyım?
nereye gitmeli nerede durmalıyım?
oldum olası sevmedim planları, uymayacağımı, uymayacağını bildiğim planlardan kaçtım
evdeki hesap çarşıya uymaz dedim, hepten hesapsız kaldım
ama şimdi büyüyor muyum nedir?
bilmek istiyorum yarın ne olacağını, bilmesem bile umut besleyebilmek
savrulmayacağımı görebilmek...


1 Haziran 2013 Cumartesi

Today is a good day

Hayatta güzel günler de olur, gülmekten kırılmakla geçen günler, sohbetten yorgun düşmekle... Çocuklar gibi şendim(k) bugün. Ne çocuklar gibi salıncaklarda sallanmak, ne keyifle uzun uzun yenilen yemekler, ne anlatılan türlü türlü hikayeler hiç biri tek başına mutlu kılmazdı bugünü, ama paylaşmak dostluğu, sevgiyi... Sıkıntıları, çıkmazlar, zorlukları düşünmeden keyifle geçen bir gün :) yüzünü güldüren arkadaşlık...
Bazen birbirine çok da benzemez arkadaşlar, hem benzer hem benzemez, bir an birebir aynıdır, bir an uçurumlar vardır. Olduğun ya da olmak istediğin kişi ile ilgili değildir her zaman, anlarsın... dostluk, sevmekle olur, paylaşmakla... paylaştığın tüm sıkıntılı ve sevinçli anların toplamıdır. Çekilen onlarca fotoğraftan hiç birinde herkesin mükemmel olmayışındadır gerçek, kimse hiç bir zaman mükemmel değildir, bir kareye birden fazla kimse giriyorsa kusurlar çoğalabilecektir, ne önemi vardır? Muhabbettir asıl olan. Yanında gülümseyebildiğin, kafanı kurcalayanları unutup o anı hissedebildiğin insanlarladır huzur...

(memleketin gündemini görmezden gelmeyi seçiyorum, zira bu bir "gündem değiştirme" ve ben değiştirmiyorum gündemimi)

31 Mayıs 2013 Cuma



Kurallarını bilmediğin savaşa silahsız giriyorsun

Ne cephanen var ne cesaretin

Komutan da sensin, er de süvari de

Kazanmak istiyor musun

Onu dahi bilmiyorsun

Kiminle ittifakın kime ihtilafın

Yok, haberin yok

Ölsen bu savaşta şehit bile olmayacaksın

Kazansan sendekileri kaybederek

Gazi dahi demeyecekler

Niye bu gözükaralık

Nasıl kaldın savaş meydanında

Savaşa muhalif

Savaşa mecbur

30 Mayıs 2013 Perşembe

içime dolan huzur,
.
.
.
neredeyse bir yıl önce böyle başlamışım yazıya, her ne hal olduysa devamı gelmemiş, taslak olarak kalıvermiş...
şu taslakları bir düzenleyeyim derken çıkıverdi karşıma...

ne olmuşsa huzurla sarhoş olmuşum belli, herşeyden ve herkesten kaçıp gitmek istediğim, ama kaçamadığım kaçamadıkça daha da dibe battığım dünya...

bugün de huzur istiyorum... yalnızca huzur...


29 Mayıs 2013 Çarşamba

sorular



















korkularımın üstüne mi gitmeliyim? izin mi vermeliyim onlar bana üstün gelsin?
susunca mı güçlüyüm? konuşurken mi?
ertelemek en sık yaptığım şey ise şu günlerde, kendimi bile olabilir miyim ertelemiş?
susarak mı daha çok kalp kırarsın? konuşarak mı?
özlemle öfke arasında hep böyle ince bir çizgi mi vardı? sen mi erittin katları?
kelimelerin mi daha acımasız? bakışların mi?




26 Mayıs 2013 Pazar


Bilim tarihi kitabında İbn Hazm'a rastlamak...

Love, may God honor you, is a serious ilness, one
whose treatment be in proportion to the
affliction. It's a delicious disease, a welcome malady.
Those who are free of it want not to be immune, and
Those who are stricken by it want not to be cured...*

*John Freely/ Light from the East quoted from The Dove's Neck-Ring (Güvercin Gerdanlığı)



25 Mayıs 2013 Cumartesi

yazıyorum, yazıyorum, siliyorum
ne tuhaf
şiir okuyorum, şarkı dinliyorum
halbuki sadece
6 gün daha
dayanmalıyım
hepsi o
bitecek sonra
kaçacağım kendi dünyama
dostlar göreceğim
sevgi ile, eşya ile avutacağım ruhumu
6 gün hepsi o...

24 Mayıs 2013 Cuma

Uyku

Son günlerde uyku ile farklı bir imtihan içerisindeyim. Uykusuzuk da uykuya düşkünlük de daha evvelden başıma gelmiş şeyler. Çok uykusever sayılmam, sadece düzenli uyumayı, aynı saatlerde uyuyup-uyanmayı tercih ederim. Az olsun, öz olsun... Ama stersli olduğum dönemlerde işler değişir, ya çok uyurum ya hiç. Hiç derken bayağı bir "hiç" den bahsediyorum. Şöyle ki son 10-15 gündür günde ortalama 2-3 saat uyuyarak normal hayatımı sürdürebiliyorum. Normal derken abartmayalım tabi, minimum sosyal hayat, çoğunlukla depersif düşünme hali, okuduğunu anlayamama, yazdığını okuyamama hezeyanları... Ama yine de dışarıdan bakınca normal insan... gerektiğinde toplu taşıma ile olur da çalışabilirim umuduyla abuk sabuk yerlere gitmeler, odada çalışma denemelerinin kendini temizlik yaparken bulma ile sonuçlanan tuhaf ruh hali. Bir gün mutsuz, umutsuz ertesi gün neşeli, ümitvar gitgeller. Böyle bir dünya uyku ile yaşadığım... Dün geceki yarım saatlik bilgisayar başı uyuklaması hariç, uykum gelmiş değil, bazen baş ağrısı olarak kendini ifade edebiliyor, ama bildiğimiz uyku gelme hissi şimdilik buralarda değil, son birkaç gün...uğramasın...

22 Mayıs 2013 Çarşamba

el yazısı


Eski defterlere bakıp bir yazımı aradım, aradım da bulamadım. Zira el yazım "muhteşem", okunmamak için yazmışım sanki. Sonra bir yerlerde arkadaşların yazdığı yazıları, notları gördüm. İsim yazmıyordu, ama anlamak için kime ait olduğunu okumak bile gerekmiyordu. El yazısı öyle bir şeydi ele veriyordu kendini. Görüyormuşsun gibi geliyor mimiklerini, okuyorsun hislerini.Öyle tanıdık. Düşünüyorum tanırdım eskiden arkadaşlarımın el yazılarını, şimdi mümkün değil bilmek. Her ne kadar teknoloji hayatımı kurtarmış ve artık okuyabileceğim yazılar yazabiliyor da olsam elle yazılmış bir şeyler okumanın tadını özlüyorum bazen...


Allah'tan bundan evvel de böyle karışık olduğum zamanlar oldu, belki çoğunlukla zihnimin ilüzyonları idi ama olsun; denemiştim kendimi. Şimdi yazılacak onca makalenin arasında ben kendi sesimi dinleme derdindeyim ve sesim her zamankinden cılız. Bir yolculuğa çıkmaya hazır değilim, uzun uzun uyumak istiyorum sadece. Peki neden bavuluma koyacaklarımı düşünüp, her sabah 6.58'de uyanıveriyorum uykusuz gecenin inadına. Hep aynı alarmsız, keskin uyanış. Nerede bana yol gösteren rüyalarım? Dostların rüyalarına giriyormuşum sitemkar, aradıklarında edemiyorum halbuki sitem, söyleyemiyorum dahi benim kafam karışık. İyi dileklerimi sunuyorum yalnızca ve en içten dualarımı. Kendi kafa karışıklıklarım yetmezmiş gibi başkalarının karışıklıklarını izliyorum hayretle, öfke karışıyor bir de tabi bazen bir şekilde.

12 Mayıs 2013 Pazar

Duvar

Ne oldu? nasıl oldu? ne zaman oldu? bilemiyorum. ama benim güçlü, yüksek duvarlarım yıkıldı, gölgesine gizlenip kendimi dinlediğim, kimseyi içine almadığım, vaktiyle alamadığım duvarlarım yıkıldı. Şanslı günümdeysem ince bir perde koruyor ruhumu gözlerden, hepsi o. Bazen de son günlerde olduğu gibi uçsuz bir çölün ortasında dikiliyorum adeta, nereden bakılsa görüleceğim. Kaçacak yerim yok, ortadayım hemen orada. Ve korkuyorum biri gelip alacak beni buradan, burası güvenli değil peşime takıl dese karşı koyamayacağı sanki. Diyemeyeceğim; ben yalnızlığa aitim. Çölün sıcağı bırakın sarsın beni ama ruhum tanınmak istemiyor, sahip olunmak istemiyor. Bilmek istemiyor başka ruhları, istesin istemiyorum yada. Ama diyemeyeceğim tüm bunları. Çöl fırtınaları ayak izlerini bile süpürecek yalnızlığımın, başka hikayelerin, başkalarının hikayelerinin kahramanı olacağım. Ne zaman? ve nasıl? yıkıldı a benim canım duvarlarım.

7 Mayıs 2013 Salı

Zihnini parçalara ayıran, ruhunu yoran bütün o akademik yazıları bir kenara koy ve temiz bir blog sayfası aç. Nerede olduğunu ve ne yaptığını hatırlamak için içine dön. Aradığın şey içinde! okuduğun binlerce sayfa ilerletmiyorsa seni bir adım çoktandır; düşün!. Uzakta değildir belki baktığın. Hani o sevdiğin şarkıyı duyduğun dakikanın ilk yarısında, hani seni heyecanlandıran bir arkadaşın gülüşündedir ilham. Ağırlığıyla seni ezen kelime koridorları, o yazılmış en büyük kitaplar, en çok alıntılanmış makaleler bomboştur. Sen hazır olana dek her söz manasız, tekrar ve yük doludur.
Ve yazdıkça içinden bir ağırlık kalkıyor yenisi yerini dolduruyorsa belki bu sayfayı da kapatmalısındır. şarkıya ritim tutmak için tıklıyorsan belli belirsiz klavye tuşlarına, sözlerin kafiyesi zihninden başka bir şarkı yazıyorsa aynı an itibariyle. Ve öfkeliysen bilmediğin duygular denizinde umarsız yüzenlere belki kalkıp yürümek vaktidir.
bitti.

12 Nisan 2013 Cuma


Hani bir gün,
Çok üzülmüştüm, haklıydım da üzülmekte. Ağlamaktan yüzümün her bir kası sızlıyor, damarlarımdaki her zerre akmak için çırpınıyordu. Hiç bitmeyecek sanmıştım, hiç geçmeyecek. Ne gönül meselesiydi, ne bildik öğrenci endişesi. Başka bir şeydi kalbimi sızlatan, yarından korkutan. Canım öylesine yanarken dahi biliyordum bir gün geçecek, hiç bir acı ilk anki gibi taze kalmaz. Bitmedi, maddi-manevi sıkıntısı her geçen gün  artarak devam ediyor. Ama acı, sızı hiç ilk günküne benzemiyor, ancak ufacık bir yansıması, endişeden geriye kalan zerreler, gözyaşları buğu gibi gözümde, O gün korkmakta haklıydım, nefesim kesilene dek ağlamakta da, peki ne oldu? Hiç. Sen hayat dursun istediğinde durmaz hayat, inadına devam eder ve sen her zamankinden çok mücadele etmek zorundasındır. Kimse bilmezken senin dertlerini, bir tek kendini dertli sanan dertlilerin dertlerini dinlemek, sonra tüm bu dertlerden muzdarip biz zavallıların nasıl da günahkâr olduğunu hatırlatacak şeyler öğrenmek. 
Zorundasın. 

6 Nisan 2013 Cumartesi

Karışmak

Zihnim berrak sularda yüzmüyor hiç,
İlim ile mi meşgulüm?
Küfür ile mi?
Fikrim iğne deliğinden geçse dün
Kapılara sığmıyor bugün
Düşün.
Düşün..
Düşün...
Kelimeler
Sesler
Fikirler
Top oynuyor
Zihnimin koridorlarında
Şşşşşt, herkes çekilsin köşesine...






21 Mart 2013 Perşembe

Öncelik,



Hani bazen olmadık bir anda olmadık bir yerde olmadık şeyler üzerine düşünürken bulursun ya kendini, öyle oldu.
Kendi kendimi attığım küçük bir maceranın dönüş yolunda, kendimi yollara vermişken,
zihnimi boşaltmak için topuklu ayakkabılara rağmen sersem sersem saatlerce yürürken bir an geldi, keyfim yerindeydi ya manzara hoş göründü gözüme o daracık dik yolda, eski ve güzel binaların arasından deniz görünüyordu
anı yakalamak istedim,
yıllarca direndiğim akıllı telefon dünyasında henüz yerini almış bir acemi, çıkardım telefonu gördüğümü kaydetmek istedim,
ve işte o an anladım;
gördüğümü göstermem mümkün olmayacaktı,
pek teknolojik telefon
ya binalara ya denize odaklanıyordu, önceliğini seç diyordu bana; Hangisi daha güzel?
Oysa ben aslında tümünün istiyordum, hem denizin mavisini, hem binanın yorgunluğunu...
Bir kez daha anladım, önceliklerden ibaret hayat.
Bilemezsen önceliklerini, o an yalnız senin hafızanda silik kalacaktır, karar veremezsen neye odaklanacağına resmin olamayacaktır...
Anlatacak hikayen, yazacak tezin, yapacak resmin, çekilecek fotoğrafın hepsi önceliklere ilişkin...
Senin gördüğün değil göstermek istediğin.

18 Şubat 2013 Pazartesi

sessizliğin üstüne düşen gölge
ve kocaman elleri sevginin
birlikte sıkmışlar boğazını
aciz hürriyetimin



13 Şubat 2013 Çarşamba

Yarın girilecek bir sınav, üstüne düşünülüp tartışılacak kitaplar, fikirler varken tek yaptığım ruhumun kırılganlığına şaşırmak, oturdum saatlerdir bunu yapıyorum. Hala diyorum öğrenememişim güçlü olmayı, hala duygular üzerine her şey.
Hatırlıyorum birden lisede yapılan bir kişilik testini, sorulardan biri zihnimde apaçık;
IQ mu EQ mu?
Cevabım net IQ, evet ben o zamanlar zekaya değer verirdim. Hala veririm ama duyguların yanına yanaşamaz, belki zeki ama vicdansız insanlar tanıdıkça oldum böyle. Belki onlardan biri olma endişesiyle...
Zihniyetim değişti adeta
Akıl ile kalb etmek, kalb ile akl etmek efdal geldi.
Dengem bozuldu, rakamlarla tespit edilen bir zekaya ve onun gücüne inanmak kolaydı ya ölçülemez ve anlaşılamaz duygular onların gücü?
İşte ben demek ki duygularımı yücelttim, şımarttım. Şimdi onlar bana üstün geldi, herşeyin ötesine geçti. Kontrolümü kaybettim fikrimde, zihnimde, ruhumda, kalbimde....toparlayamıyorum nicedir.