7 Ağustos 2012 Salı
meşguliyet
meşgul olmak, hiç bir şeye vakin yetmemesi, yetişememee ndişesi, mideme ağrılar soksa da benim için en iyisi, böylece düşünmeye, kendime dert üretmeye az kalır vaktim, daha az üzülür, daha çok boşver derim. ilginç ama yine de aklımdan silmeye çalıştığım şeyleri düşünmeye vakit buluyorum bu aralar, tüm bu meşguliyete vakitsizliğe rağmen, anlıyorum ki bazı şeyler kolay geçmiyor gerçekten, maddi-manevi, büyük-küçük sıkıntılar var hayatta, öğreniyoruz zamanlai benimse en son öğrendiğim çok zayıf noktalarım olduğu, içimin sandığım kadar ferah olmadığı, oluruna bıraksam da herşeyi, olurun kolay olmadığı... telaşların bize bazı sıkıntıları geçirmediği...
3 Ağustos 2012 Cuma
2 Ağustos 2012 Perşembe
algı
Üsküdar çarşısına her gittiğimde, çocukluğum aklıma gelir, okula başlamadan hemen önce çıkılan alışveriş, bir kaybolma hikayesi... istisnasız her gidişimde düşer bunlar zihnime, Üsküdar'ın her camisinin ayrı bir anısı vardır, hepsine ait başka his
Bazen bir otobüs durağının bile anısı vardır bende, orada bir yaşanmışlık...
Çamlıca tepesi lise yıllarımdır, o manzara bana hep bir şeyler anlatır, hep eskiye götürür
Sonra Avrupa yakası...
Mesela Fatih, ne zaman gitsem çocukluğumdaki ilk gidişimi hatırlardım uzun yıllar, sonra başka anılar eklendi üzerine, başka sokaklarında geçen başka hisler, gitmediğim ama bildiğim adresler ve camileri, her birine ait başka bir ruh...
İstanbul'un hemen hemen her semtinde ayrı bir hikaye, ayrı bir his...
Bazılarında silik, bazılarındaysa nasıl güçlü
Birkaç semt var ki her noktasında ayrı düşünceler hücum eder zihnime...
Mesela üniversite, beyazıt-laleli-vezneciler, fakülte kapısından her girişimde ilk günüm zihninmin köşesinde, öğrenciyken hergün başka telaşla giderken bile zaman zaman aklıma düşerdi o ilk gidiş, o saflığım, o naiflik, o gözyaşlarım, kararlılığım, o ilk günü düşünüp çok kez ne kadar güçsüzmüşüm demişimdir ama şimdi düşünüyorum aslında ne kadar güçlüymüşüm, 17 yaşında ne kadar olabilirsem o kadar...
Bazen bir noktaya ait anlamlar değişir, son zamanlarda birkaç kez fakülteye gitmem gerekti, her zamanki gibi Laleli-üniversite durağı, çok zamanların aksine ters yönden geliyordum belki ama ilginç olan bu değildi, o durak benim için hikayesini değiştirmişti, anlatılan tek bir hikaye benim hafızama kazınmıştı, kırmızıda geçemedim... ben aslında kırmızılarda geçmem, ama o durak 4 yıl boyunca koşuşturmayla, hep derse yetişme halinde ihlal ettiğim bir ışık olmuştu... ve büyümüş ben, dinlediğim ve hiç dinlememiş olmayı -çok fazla etkilendiğimden- yeğleyeceğim bir hikayenin tesiriyle yeşili bekledim, hiç araç yokken, herkes yürürken bekledim, ve düşündüm bu durak hikayesini değiştirdi, yılların birikimi bir günde başka bir şeye dönüştü, unuturum belki, başka bir hikaye siler belki aklımdaki travmatik sahneyi, görmediğim ama dinlediğim o hikayeyi. Ama yaşadıklarımız, dinlediklerimiz tümüyle unutulmuyor sanırım...
yeni mekanlar ekleniyor hayatımıza, yeni insanlar, bazen de eksiliyorlar, ama ruhumuzda bıraktıkları iz gerçekten baki... unuttuğumuzu sandığımızda aslında unutmamış oluyoruz, beklemediğimiz bir yerde bir başka zamanda yine karşımıza çıkacaklar pek muhtemel...
Sonra işte tüm bu hislerle, bu yanılmışlığın verdiği ağırlıklar yürüyorum, uzun uzun, fakültenin koridorlarında onca hikayem var ama aklımda başka bir hikaye düştü bir kere, nasıl silerim diye düşünüyorum... sonra farkediyorum şimdi o 17 yaşındaki naif kızdan daha zayıfım, daha kolay etkileniyorum, daha zor çıkıyorum kuyudan...
Artık yanılmaktan korkuyorum, denemeye cesaretim yok anlıyorum. Bu kadarmıymış benim cesaretim diyorum, bu kadar kolay mı vazgeçeceğim denemekten... kızıyorum kendime ama böyleymişim ben meğersem, bilmeden aklıma kazımışım yanılmayacağımı, ilk seferde doğru limana yanaşacağımı... şanslı sanmışım kendimi, yanılınca işte böyle olmuş, cesaretim elimden alınmış, kuşun kanadı kırılmış... uçmak istemiyor, konduğu yerde kalsın istiyor...
31 Temmuz 2012 Salı
düşünmeler
İstanbul...seni çok seviyorum, hem de çok... ama biliyorum tamamen sana ait değilim, ruhum başka şehirler, başka ruhlar keşfetmek istiyor, denemek istiyor uzakta olmayı, korkak biraz belki... biliyorum, koktu kaçtı çok kez, ama işte ne zaman bilmesem de ben aslında başka bir yerde bir hayat kurmak istiyorum, ömür boyu sürmez belki, sürmemeli ama ben bir göçmen kuşum bunu biliyorum, sadece peşinden uçacak bir kuş var mı merak ediyorum... peki korkmak niye? çünkü İstanbul seni ve sende olanları çok seviyorum, ama belki başka bir yeri ve onda olanları da severim...belki sensizlik de besler beni... özlem korktuğum kadar kötü değildir belki, bilmek istiyorum, yaşayarak öğrenmek, tevafuklara bırakmak kendimi, daha az sorgulamak, daha az düşünüp daha çok yaşamak...
İnsanlar pişman olunca ne yaparlar? merak ediyorum, çekinmeden söylerler mi? köşelerine mi çekilirler? bir şey olsun diye mi beklerler? onlara pişmanlıklarını unuttursun, unutulur mu hem pişmanlıklar? bence pişmanlarsa söylesinler... daha kötüsü var mı ki? geç olmadan güç olsa da bir şans daha vermeli herkes kendine... yani bence böyle
30 Temmuz 2012 Pazartesi
gitgel
sanki bazen sakinlik çöküyor üstüme, akl-ı seim geliyor, diyorum geçti herhalde bir vakittir beni harab eden gitgeller, zihnimi kurcalayan, uykularımı kaçıranlar geçmişte birer küçük anı, "tecrübe" oldu diyorum, herkesin dediği gibi, kızgınlığım geçiyor "tecrübe"ye karşı, ama fazla kalmıyor bu hal bende 3-5 güne yine bir buhran, yine bir dalga hüzün, düşünce saldırıyor zihnimin en ürkek köşelerine, korkutuyor bütün keçilerimi... düşünmeye başlıyorum "ya başka türlü olsaydı"lar geliyor ardarda, yapacak onca iş varken düşünme diyorum bırak, sonra yine biraz daha sakin, işte ben ve gitgellerim...rabbim bunları unuturucak dert vermesin
29 Temmuz 2012 Pazar
Anlam
bazen bir şeyler, sözler, yazılar görünenden daha fazla anlam taşır
ya da biz öyle sanarız
bir telefon çalar bazen beklenmedik bir saatte
beklenmedik biridir arayan
beklenmedik şeyler söyler
anlamlar yükleriz, söylediklerinden başka anlamlar
saate anlam yükleriz, sözlere anlam yükleriz
bazen bir mesaj gelir, okuduklarımızla yetinmeyiz
anlamlar yükleriz
satır aralarında gizli olduklarına inanır
böyle söyleriz
bazen bir konuşmaya anlamlar yükleriz
söylenenlerden fazladır duyduklarımız
bazı şeyleri
söylenmeden biliriz
önceden sezeriz "hayır"ları bazen
anlamlar yükleriz
bakışlara
kaçırılan bakışlara
yaşadıklarımıza anlamlar yükleriz
olanlarda olanlardan fazlası vardır
herşeyin aslında bir "anlam"ı vardır
ya da belki de yoktur...
ya da biz öyle sanarız
bir telefon çalar bazen beklenmedik bir saatte
beklenmedik biridir arayan
beklenmedik şeyler söyler
anlamlar yükleriz, söylediklerinden başka anlamlar
saate anlam yükleriz, sözlere anlam yükleriz
bazen bir mesaj gelir, okuduklarımızla yetinmeyiz
anlamlar yükleriz
satır aralarında gizli olduklarına inanır
böyle söyleriz
bazen bir konuşmaya anlamlar yükleriz
söylenenlerden fazladır duyduklarımız
bazı şeyleri
söylenmeden biliriz
önceden sezeriz "hayır"ları bazen
anlamlar yükleriz
bakışlara
kaçırılan bakışlara
yaşadıklarımıza anlamlar yükleriz
olanlarda olanlardan fazlası vardır
herşeyin aslında bir "anlam"ı vardır
ya da belki de yoktur...
27 Temmuz 2012 Cuma
hayat bir imtihan...
zorlu, hem de çok zorlu
Mevlana'nın dediği gibi, bize gelen dertleri misafir addetmek,
imtihanı geçmek gerek...
ama karnında ölü bebeğiyle bir anne...nasıl ağır imtihan
duyduğumda sesim gitti...
nefesim kesildi
sustum
düşündüm
hani istekler, planlar, hesaplar
hepsi nasıl boş
şimdi ismi hazır, odası hazır
giyeceği, geleceği hazır bebek yok
o melek
annesi can çekişiyor
nasıl ağır imtihan...
dün bebeğini kucağına almanın hayaliyle doluydu
şimdi belki cananını alan canını da alsın istiyor
umudunu yitirdi belki
sadece ağlıyor
sonra diyorum
hepsi imtihan
ve iyi ki inanıyoruz
ve iyi ki iman var
ve iyi ki dualar var
yoksa
nasıl ağır imtihan...
zorlu, hem de çok zorlu
Mevlana'nın dediği gibi, bize gelen dertleri misafir addetmek,
imtihanı geçmek gerek...
ama karnında ölü bebeğiyle bir anne...nasıl ağır imtihan
duyduğumda sesim gitti...
nefesim kesildi
sustum
düşündüm
hani istekler, planlar, hesaplar
hepsi nasıl boş
şimdi ismi hazır, odası hazır
giyeceği, geleceği hazır bebek yok
o melek
annesi can çekişiyor
nasıl ağır imtihan...
dün bebeğini kucağına almanın hayaliyle doluydu
şimdi belki cananını alan canını da alsın istiyor
umudunu yitirdi belki
sadece ağlıyor
sonra diyorum
hepsi imtihan
ve iyi ki inanıyoruz
ve iyi ki iman var
ve iyi ki dualar var
yoksa
nasıl ağır imtihan...
26 Temmuz 2012 Perşembe
bilgisayar başında hızlı, hızlı yazarken bir gün, sordu biri
ne yazıyorsun?
hakikaten ne yazıyordum?
ne yazıyorum?
kime yazıyorum?
sonra yazma nedenimi düşündüm; yazıyorum çünkü konuşmaktan daha yakın bana yazmak, yazarken rahatlıyorum, ferahlıyorum, öfkem geçiyor bazen, bazen dinleniyorum, bazen kendimi dinliyorum, gerçekten ne düşündüğümü dışa vuruyorum, bir şeyleri atlatmamı kolaylaştırıyor.
yazdıklarımın hepsini yayınlamıyorum bana kalanlar, bana kalmış oluyor, ya da yazıldıktan hemen sonra imha ediliyor, bir daha kendimin bile okumayacağı bir yazının anlamı ne diye soruyorum kendime, ama biliyorum artık yazmanın okumakla, okunmakla bir ilgisi yok benim için, bir çeşit kendi kendine konuşma, iyi geliyor bir şekilde
bir de herhangi bir edebi, fikri kaygı olmaksızın yazmak yormuyor beni, canlandırıyor aksine, yük kalkıyor üstümden sanki.
hiç bir iddia gütmeksizin, dinlenmek için yazıyorum ben; dilenmek ve kendimi dinlemek...hepsi o kadar
ne yazıyorsun?
hakikaten ne yazıyordum?
ne yazıyorum?
kime yazıyorum?
sonra yazma nedenimi düşündüm; yazıyorum çünkü konuşmaktan daha yakın bana yazmak, yazarken rahatlıyorum, ferahlıyorum, öfkem geçiyor bazen, bazen dinleniyorum, bazen kendimi dinliyorum, gerçekten ne düşündüğümü dışa vuruyorum, bir şeyleri atlatmamı kolaylaştırıyor.
yazdıklarımın hepsini yayınlamıyorum bana kalanlar, bana kalmış oluyor, ya da yazıldıktan hemen sonra imha ediliyor, bir daha kendimin bile okumayacağı bir yazının anlamı ne diye soruyorum kendime, ama biliyorum artık yazmanın okumakla, okunmakla bir ilgisi yok benim için, bir çeşit kendi kendine konuşma, iyi geliyor bir şekilde
bir de herhangi bir edebi, fikri kaygı olmaksızın yazmak yormuyor beni, canlandırıyor aksine, yük kalkıyor üstümden sanki.
hiç bir iddia gütmeksizin, dinlenmek için yazıyorum ben; dilenmek ve kendimi dinlemek...hepsi o kadar
25 Temmuz 2012 Çarşamba
Güzellik
Allah güzeldir ve güzelliği sever...zaman zaman duyduğum bir
hadis, şu aralar "güzellik" kavramı üzerine biraz kafa yorunca,
araştırdım sahih mi? Arapça kelimeler neler vs. didikledim, Sahih-i Müslim'den
güvenceyi aldım ve Arapçasını okudum,
اِنَّ
اللَّهَ جَمِيلٌ يُحِبُّ الْجَمَالَ
Pek tabii burada Arapça gibi derin bir dilden başka dillere
çevirinin sıkıntıları ortaya çıkıyor, hadis Türkçeye çevrilirken çoğunlukla
"güzel", İngilizceye çevrilirken de "beauty" kullanılmış,
ama bunlar Arapçada kullanılan "hüsn" e karşılık geliyor ve fakat
"cemal" daha derin, daha farklı bir kelime...
Günümüzde güzel çoğunlukla bir görsel algı ama
buradaki cemal çok daha farklı, daha manevi bir güzellik... Zaten ayetlerde de
pek çok kez güzel kavramı geçiyor, ama bu güzellik tam olarak algılanmış değil
biz aciz okuyucular tarafından, "güzel"in derinliğine vakıf değiliz
maalesef.
Ben "güzellik"in tecelli olduğuna inananlardanım,
bazen de imtihan...
Güzellik tabiatın her yerinde, yaratılmışlarda... Nasıl bir
uyum nasıl bir düzen ve nasıl bir estetik var yeryüzünde,
insanlığın asırlardır süren tahribine rağmen, hala bakmaya
doyamayacağımız güzelliklerle dolu kâinat...
Ve insanlar kendilerine verilen kabiliyetle
"güzel" i üretme şansına sahip, hayret veren sanat eserleri, hayret
ve taassup... güzel bir kitap, güzel bir resim...hepsi insanın eseri!?
Ve insanın manevi güzelliği, ruhunda yaratanın tecellisi,
gönlünden diline gelen sözlerin güzelliği, aklının, kalbinin güzelliği... Sohbetinin
güzelliği.
Sonra nefs... Nefse hitabeden güzellik nefis... Gözlerimizle
gördüğümüz güzellik... Güzellikler içinde en geçici olan... Ve en çok rağbet
gören...
İnsanın güzelliği, bazen ruhunun yansımasıdır, Rabbi ona
bahşettiklerinin bir sonucu küçük bir göstergesidir... Herkesin sahip olmak
isteyeceği bir güzellik belki, bazen ruha ağırlık veren bazen mutluluk
Güzellik bazen bir imtihan, hem sahibi, hem görenler için...
Gerçekleri gölgeleyecek kadar baskın bazen güzellik... Ve güzellik uğruna
verilen emek... Ne ağır imtihan
İslam güzel olana yönelmeyi tavsiye ediyor, güzeli seçmek
kibir değil takdir ama buradaki güzel "cemal" olan olmalı... Bütünüyle
güzel... Bir tezahür, bir tecelli olarak güzel... Yoksa sadece göze "güzel" değil
herhalde…
23 Temmuz 2012 Pazartesi
resim
anne, baba ve çocuklar... ağlamalar, gülücükler, heyecanlar...
2 farklı aile gözlemledim dün
bir yanda ilk bebeğini bekleyen genç kadın, hevesle her anını fotoğraflayan sevgi dolu eş...heyecanlı, umutlu bir çift, sevgiyle sarılı her yanları... bunlar belki yalnız başlarına son iftarları, heyecanla bekliyorlar ailenin yeni üyesini, kim bilir evleri renkli renkli yeniliklerle dolu şimdi, bu fotoğraflardan bir albüm yapmak hayelleri, genç ve güzel kadın karnının üzerindeyken elleri, buldukları isimle seviyor bebeğini ve genç adam nasıl aşık, eşine ve bebeğine... bilmiyor henüz uykusuz geceleri
öbür yanda başka bir çift, güzel bir anne, yorgun ama sabırlı 2,5-3 yaşlarında enerji patlaması yaşayan bir küçük kız ve henüz birkaç aylık diken saçlı bir bebek, nasıl güzel nasıl sevimliler... bir kaç dakika sonra sahne değişiyor; önümüzdeki 3 saat boyunca ağlayacak, haykıracak bir minik melek ve babasını hayattan bezdirecek bir afacan, iftar vakti oyunla geçecek bu akşam, küçük hanım öyle istiyor, kıskançlık krizine teslim, anne bebeğinse baba da onun, bir de büyükanne var resimde, nereye yetişeceğini bilemiyor, çabalıyor ama fayda etmiyor... güzel kızların annesi belli ki akademiyadan, gözlüklerinden, saçlarından, sabrından belli...daha önce sınanmış kendisi, muhtemelen doktora alınmış, kariyere ara verilmiş nurtopu gibi annelik... ve iliklerine işlemiş yorgunluk, uykusuzluk... baba resmin neresinde? tabi ki en silik köşesinde, artık miniklere sabırsız, anneyle kavga halinde... o zaten yorulmuş, bütün gün çalışmış vesaire... yorgun ve bitik anneyi de üzüyor bir de üstüne, sorsan değiyor diyecek anne, herşeye değer yavrularım, peki baba o da diyebilecek mi?
erkekler hep çocukları çok severler, hayaller kurarlar, planlar yaparlar, çok olsun isterler, çünkü ellerine bakılmış, beslenmiş, sevsin diye verilmiş... biz de hep böyle... istemek kolay, sabretmek, sebat etmek, yetiştirmek... var mı o fedakarlık kendilerinde? yoksa hep anne hep anne...
kadınlar-hemen hemen hepsi- anne olmak ister, genlerinden gelir bu istek, akılları zorlukların farkında da olsa, gönülleri hazırdır katlanmaya, her türlü çileye... düşlerler bebeklerine sarılacakları günü, evlat sevgisini tatmak için nice zorluğa nice sıkıntıya hazırdırlar, maddi-manevi altüst olurlar ama pişman olmazlar, bir de resmi tamamlamak peşinde geçer ömürleri... hani baba hani baba?
..
kadınlar-hemen hemen hepsi- anne olmak ister, genlerinden gelir bu istek, akılları zorlukların farkında da olsa, gönülleri hazırdır katlanmaya, her türlü çileye... düşlerler bebeklerine sarılacakları günü, evlat sevgisini tatmak için nice zorluğa nice sıkıntıya hazırdırlar, maddi-manevi altüst olurlar ama pişman olmazlar, bir de resmi tamamlamak peşinde geçer ömürleri... hani baba hani baba?
..
22 Temmuz 2012 Pazar
misafir
Düşündüm, taşındım, karar verdim, uyguladım
Kolay mıydı?
hayır
Doğru muydu?
evet
Alışık olmadığım şeyler yaptım, hızlı karar vermiştim geri
almakta sakin davrandım, bu kez zamanlama doğru olsun istedim belki ağırdan
aldım, zordu, benlik bir iş değildi, zor kararları başkalarına bırakmaktan
yanaydım hep, ama biliyordum herkes başlattığını bitirmeli, bitirdim kendi
payemi. Öfkelendirmekten, kırmaktan nasıl korkuyorum hep, herkes benden razı
olsun istiyorum aslında bu tek sebep. Ama bu kez böyle gerekti... zaman her
şeyi çözer, zihnimdeki dalgalar azaldı, elbet bir gün tümüyle diner. Sadece
içimdeki o garip his... zaman gösterecek...
birkaç gün önce yazmıştım yukarıdakileri, sonra
depresifleştim yine kaldı kenarda sonra, sonra başka yazılar geldi içimden,
şimdi bir okuyayım dedim baktım hala aynı yerde miyim? sanırım birkaç adım
ilerledim, yavaş yavaş olacak biliyorum, ama işte sabırsızım, hemen her şey
geçsin istiyorum
sonra bir dost bana mesneviden bir şeyler okutuyor bilmeden
fırtınalarımı, içime işliyor, durup durup okuyorum, dokunuyor ruhuma... bak
işte diyorum kalmayacak, gidecek hepsi... sadece sabır gerekli...
Ey
genç, şu beden bir misafirhanedir; her sabah, o eve koşarak yeni bir
misafir(dert,düşünce) gelir.
Sakın,
"Bu misafir bana yük olur, kalır" deme; Biraz kalır sonra yine
geldiği gibi gider.
O
görünmeyen cihandan, gayb âleminden gönlüne ne gelirse; onu bir misafir say, onu
hoş tut, güler yüzle karşıla.
Mesnevi
21 Temmuz 2012 Cumartesi
mesela
mesela diyorum...sık sık dilimin, kalemin ucunuza geliyor bu söz...tek başına nasıl anlamsız, ama bende manası pek derin, bir sürü hikaye sığıyor içine...bir sürü şey
bu hafta vakit bolluğu, insan azlığı bana pek iyi gelmedi...çokça düşünme, kalbimde bir yorgunluk... sonra kitaplar, kafamdaki fikirler dağılsın diye okuduğum her kitap daha da düşündürdü beni, bir film izledim, basit bir hollywood filmi, ama seçimler vardı içinde ve hep yanlış yapılan seçimler... yine düşündüm
sonra yine okudum...sonra bir sürü şey yazdım, hiç kimsenin hiç bir zaman okumayacağı yazılar, sakladım derinlere...
sonra kızdım yazarlara...
kütüphane tanışmaları yazan, gözlerle konuşulduğuna inanan yazarlar, gerçekte böyle insanlar var zannettirecek hikayeler yazan yazarlar, haberleri olmayadan kaç genç kızın gönlüne boş ümitler düşüren yazarlar, "reel" in hep galip geldiğinden dem vuran yazarlar, dünün insanlarının bile bugünkülerden iyi olduğunu idrak ettiren yazalar, "ihtiyar" ın bildiğinden başka bir anlamı daha olduğunu yazan yazarlar, insanı düşün düşün öldüren şeyler yazan yazarlar... sonra kütüphane kitaplarının içinde notlarını bırakanlara kızdım, yine düşün... yine düşün sonra dedim boşver... sefer de içimde tahammül de
bu hafta vakit bolluğu, insan azlığı bana pek iyi gelmedi...çokça düşünme, kalbimde bir yorgunluk... sonra kitaplar, kafamdaki fikirler dağılsın diye okuduğum her kitap daha da düşündürdü beni, bir film izledim, basit bir hollywood filmi, ama seçimler vardı içinde ve hep yanlış yapılan seçimler... yine düşündüm
sonra yine okudum...sonra bir sürü şey yazdım, hiç kimsenin hiç bir zaman okumayacağı yazılar, sakladım derinlere...
sonra kızdım yazarlara...
kütüphane tanışmaları yazan, gözlerle konuşulduğuna inanan yazarlar, gerçekte böyle insanlar var zannettirecek hikayeler yazan yazarlar, haberleri olmayadan kaç genç kızın gönlüne boş ümitler düşüren yazarlar, "reel" in hep galip geldiğinden dem vuran yazarlar, dünün insanlarının bile bugünkülerden iyi olduğunu idrak ettiren yazalar, "ihtiyar" ın bildiğinden başka bir anlamı daha olduğunu yazan yazarlar, insanı düşün düşün öldüren şeyler yazan yazarlar... sonra kütüphane kitaplarının içinde notlarını bırakanlara kızdım, yine düşün... yine düşün sonra dedim boşver... sefer de içimde tahammül de
ohhh London
Try to read with British accent gets funnier
:)
• British people may seem to apologise a lot,
but it doesn't quite mean the same thing here. In the UK, "I'm
sorry" actually means either a) I didn't hear you; b) I didn't
understand you; or c) I both heard and understood you, and
I think you're an idiot.
Well I miss London, and London is everywhere this
summer, Olympics are taking place on the news, twitter, Facebook even
though hasn't started yet. I wouldn't prefer to be there right now,
would be to crowded and noisy for me. I always like it on spring or fall just
like Istanbul, summers are always full of tourists which makes it
feel like a big circus, looses the city soul and my last winter vacation to
London extended according to my -not enough healthy to fly back to
home- situation, London winters are too cold and sunless for us
"mediterraneans" or "middleeasterns" or
"anatoilians" or whoever we are.
This article on The Guardian made
me remember many different things about London
and Londoners, their different way of thinking and prejudices, all this
rubbish sayings about how "cold" and "insulting"they are and bla
bla about them, well I can't say anything about the whole Britan but
London is an extremely multiculturel and welcoming city. Welcomes everyone from different believes, lifestyles, cultures, you don't feel judged and unwanted. Although it is not really the place for "freedom", each step you take is being watched. Controlled... and stopped if needed. Still I truly love London...and miss
20 Temmuz 2012 Cuma
Ramazan
Huzur getirir, aklımızı başımıza getirir...
Kötülüklerden, kötü düşüncelerden arındırır bizi Ramazan ayı
Oruç tutmak, bir günü ibadetle geçirmek
Ruhumuzu temizler
Bedenimizi temizler
İnşallah her anı ibadetle geçen
Dua ile başlayan, dua ile biten
Ferahlık veren bir Ramazan olur
İmanımız, idrakimiz artar inşallah
19 Temmuz 2012 Perşembe
18 Temmuz 2012 Çarşamba
güzel şeyler de olur bazen
yoluna girer bazı şeyler, engeller kalkar birer birer, yüzün güler belki bir an için, rüzgar eser, kuşlar uçar yeniden, sen görebilesin diye açıktır gökyüzü, bir süreliğine kenara itersin kafanı kurcalayanları, nedenleri, niçinleri bir yana bırakırsın, derin bir nefes alırsın yola devam edersin, uzun sürmeyeceğini bildiğin halde kendini huzura bırakırsın.... şükredersin...
17 Temmuz 2012 Salı
yazacaktım
vazgeçtim...sözler yetmez belki, yanlış anlamışımdır belki, kim kırmak ister ki kardeşini...ortadan yok olmak, gizlenmek, saklanmak ne vakit işe yaradı ki?
16 Temmuz 2012 Pazartesi
"tercih"
Kararlar, gerçekler, bilgiler, hedefler, istekler bir sürü
bir sürü şeyler öyle çoklar ki duyamıyoruz kalbimizin sesini, ne istediğimizi
bilemiyoruz gerçekte, sahi ardağımız mutluluk değil miydi? ne zaman başarıya
çevirdik rotamızı? daha küçücükken sevdiğimiz için resim yapmaz mıydık? bizi
mutlu ettiğinden tırmanmaz mıydık ağaçlara? şimdi yaptığımız, çabaladığımız ne
bizi mutlu ediyor? etiketler peşinden koşuyoruz, ismimizin önüne yazılacak
şeyler, daha çok para, daha çok iş, daha çok mevki yeter mi? hepsi bizim olsa
gerçek dostların, unutulmayan anıların, sevginin, aşkın yerini tutabilecek mi?
yoksa onlar zaten elimizden kayıp gitti mi? onlar çoktan değerini yitirdi mi?
Şimdi bana bunları düşündüren "ulusal tercih
günleri" binlerce genç lisesini, üniversitesini tercih edecek, onlar mı
tercih edecek yoksa toplumsal normlar mı? Onlara öğrettiğimiz gibi
"geleceği en parlak" meslekler, en "başarılı" mezun veren
liseler seçilecek. Nerede mutlu olursun evladım? denilmeyecek, zaten denilse de
başarı mutluluk getirire değinilecek, parasız saadet olmaz hatırlatılacak, aşk
bile karın doyurmaz, aman evladım!
İnsanlar "basit" işlerde pek âlâ mutlu, huzurlu,
faydalı olabilirler, kocaman kariyerler peşinde kaybedilen değerler yerlerinde
kalırlar belki, sadece hatırlatsak kendimize dünyada varoluş gayemizi,
"başarı" dediğimiz şeyin, yanımızda bir yere gidemeyeceğini,
kalbimizin sesini dinlesek biraz, risk alsak, nefes aldırsak, mutluluğa
değmişken tam elimizden bırakmasak, olmaz mı?
ölüm ve düğün
ne ilginç iki söz...
ne zıt
ne aynı
ikisinden de kaçamazsın
ikisi olmadan da olmaz hayat
ölümler de kavuşturur düğünler de
ölümler de ayırır düğünler de
ikisi de yalnız Rab istediğinde olur
oun istediği şekilde
ölenle ölünmez muhakkak
ama bazı ölümler
öylesine ağırdır...
ölesiye ağırdır...
ki...
aynı gün de
hem bir cenaze
hem bir düğün
hayatı hatırlattı
ne zıt
ne aynı
ikisinden de kaçamazsın
ikisi olmadan da olmaz hayat
ölümler de kavuşturur düğünler de
ölümler de ayırır düğünler de
ikisi de yalnız Rab istediğinde olur
oun istediği şekilde
ölenle ölünmez muhakkak
ama bazı ölümler
öylesine ağırdır...
ölesiye ağırdır...
ki...
aynı gün de
hem bir cenaze
hem bir düğün
hayatı hatırlattı
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)