28 Kasım 2012 Çarşamba
samimi bir çaresizlik içindeyim, samimi şekilde çok kocaman bir dünya içinde küçücük olduğumun idrakiyle korkudan köşeme çekildim, o kadar küçüğüm ki gölgemi göremiyorum bile, o kadar çıkmıyor ki sesim duyamıyorum sözlerimi, sonra biri çıkıp gözlerin diyor ışığını kaybetmiş bugün, sonra, işte hep aynı hikaye...
13 Kasım 2012 Salı
bir ümit
Şimdi benim oturup sabaha kadar akademik bir yazı yazmam gerekiyor ya...
işte hani benim içimden blog yazmak geliyor...
öyle bir bünyem var benim
böyle gündelik şeylerden yazayım
şikayetler edeyim geçici şeylerden
falan filan
Arapçası fulan mıydı bunun?
Ha bir de Arapça var değil mi?
bir gün öğrenebileceğim galiba derken
ertesi gün imkansızzz dediğim dil
yok ya dil demek diğer dillerle aynı yere koymak olur
o da olmaz
yok yok dil deme olmaz başka isim bulmak lazım
Arapça o, başka şeye benzemez
bana kalırsa asla öğrenilemez
ama işte öğrenmiş numarası yapacağız
öyle işte
sabaha kadar nefes almadan yazı yazarsam
belki memnun ederim "amerikalı ustazı"
belki işte...
bir ümit
sonraki günlerde de durmaksızın Arapça çalışsam
belki bir vakit bu öğrenilemez dili öğrenmiş numarası yapacak kıvama gelirim
işte
küçük küçücük
bir ümit
işte hani benim içimden blog yazmak geliyor...
öyle bir bünyem var benim
böyle gündelik şeylerden yazayım
şikayetler edeyim geçici şeylerden
falan filan
Arapçası fulan mıydı bunun?
Ha bir de Arapça var değil mi?
bir gün öğrenebileceğim galiba derken
ertesi gün imkansızzz dediğim dil
yok ya dil demek diğer dillerle aynı yere koymak olur
o da olmaz
yok yok dil deme olmaz başka isim bulmak lazım
Arapça o, başka şeye benzemez
bana kalırsa asla öğrenilemez
ama işte öğrenmiş numarası yapacağız
öyle işte
sabaha kadar nefes almadan yazı yazarsam
belki memnun ederim "amerikalı ustazı"
belki işte...
bir ümit
sonraki günlerde de durmaksızın Arapça çalışsam
belki bir vakit bu öğrenilemez dili öğrenmiş numarası yapacak kıvama gelirim
işte
küçük küçücük
bir ümit
7 Kasım 2012 Çarşamba
Ne içindeyim zamanın
Ne de büsbütün dışında;
Yekpare geniş bir anın
Parçalanmış akışında
Tanpınar
tam bir yıl önce bugün nasıl algılıyordum zamanı? ya da tam bir ay önce? sahi son bir ay nasıl geçti?, ben tıpkı şiirdeki gibi bir zaman hayalindeydim değil miydi? beni bulansa her anı uzayan, takvimlerin, saatlerin, tiktakların esiri zaman...
yapacak işlere zaman yetmez...ama deneyebilirdim
oysa ben duygularla düşüncelerin savaşında tarafsızlığımla bitaraf olmuş haldeyim
yazdıklarım düne yahut bugüne ait değil, epey bir vakit önce hezeyan halinde hani şu ümitsiz yazıları bir bir döşendiğim günlerde yazmıştım, son zamanlarda bloga gelip gidenlerin artması ve fakat boş dönmeleri hasebiyle vakitsizliğime sığınıp yastık altından çıkardım, affola
Ne de büsbütün dışında;
Yekpare geniş bir anın
Parçalanmış akışında
Tanpınar
tam bir yıl önce bugün nasıl algılıyordum zamanı? ya da tam bir ay önce? sahi son bir ay nasıl geçti?, ben tıpkı şiirdeki gibi bir zaman hayalindeydim değil miydi? beni bulansa her anı uzayan, takvimlerin, saatlerin, tiktakların esiri zaman...
yapacak işlere zaman yetmez...ama deneyebilirdim
oysa ben duygularla düşüncelerin savaşında tarafsızlığımla bitaraf olmuş haldeyim
yazdıklarım düne yahut bugüne ait değil, epey bir vakit önce hezeyan halinde hani şu ümitsiz yazıları bir bir döşendiğim günlerde yazmıştım, son zamanlarda bloga gelip gidenlerin artması ve fakat boş dönmeleri hasebiyle vakitsizliğime sığınıp yastık altından çıkardım, affola
26 Ekim 2012 Cuma
Mahzunluğu silememe hali!...
Bazen istemem hissettiklerim bilinsin, bazen nedensizdir, bazen kızarım kendime hissettiklerim için, bazen karşımdakini üzmek istemem hüznümle,... ama işte o kadar kolay değildir nedense, üzüldüğünde üzülmemiş gibi görünmek, dudaklarımın titremesini durdurabilirim belki kısa süreliğine, ellerimi koyacak yer bulurum bir şekilde... ama gözlerim mahzun bakmasın diye verdiğim uğraş hep boşa, dolmasalar dahi, ışığı söner sanki. Başka şeyler düşünnn, odaklanma, geçecekk derken gözlerim tam da hissettiğim gibi bakar, dilimle inkar etsem bile hüznümü gözlerim itirafa meraklı sanki... işte böyle bir haldir mahzunluk...böyle bir buğulu bakış
20 Ekim 2012 Cumartesi
bulut
Yeni insanlarla tanışmak, hızla yeni bir dünyaya alışmak... içine girdiğim süreç, bu saydıklarımı içerse de aslında tam anlamayıla bir hengame, durmaksızın bir şeyler öğreniyorum, ama ne öğrendiğimi bilemiyorum henüz, düşünecek vakit olmadı! az önce bulutların güzelliği farkettim ve belki de günlerdir gökyüzüne bakmadığımı, hep bir şeyler okuyor yahut yazıyorum, başım hep eğik tamam istediğim buydu kabul ediyorum ama bulutları unutuyorsam o vakit okuduklarımın, yazdıklarımın kime faydası dokunacak ki?
Bulutları yaratana, bulutların güzelliğine gark olmak duası ile...
Bulutları yaratana, bulutların güzelliğine gark olmak duası ile...
5 Ekim 2012 Cuma
savaş
Savaşçı toplumuz biliyoruz, genlerimizde varmış anladık. Savaşmak için her fırsatı kullanabiliyoruz, öyleymiş. Ama ecdad yaşamak için, büyümek için savaşıyordu, kimi zaman da abartıyordu belki, tarihe hesap sormuyoruz ama hiç mi ders almıyoruz?
Savaşınca kim ölecek? askerler, ne için savaştıklarının farkında ile olmayan üniformasız tanışsa, aynı dili konuşacak gencecik askerler öldürecek birbirini. Kimse şehit falan olmayacak kandırmayalım kendimizi, boşu boşuna ölecekler...hepsi o...üstelik yalnız askerler ölmeyecek, masum insanlar, çocuklar, hep onlar ölür çünkü, savaşlar öldürür masum insanları, ağaçları, kitapları, tarihi, ruhu her şeyi öldürür
Savaşa girin diyen biri varsa aman dikkat, dost değil düşmandır o! 3 vakte kadar aaa niye savaştınız diyeceklerdir!
Savaşınca kim ölecek? askerler, ne için savaştıklarının farkında ile olmayan üniformasız tanışsa, aynı dili konuşacak gencecik askerler öldürecek birbirini. Kimse şehit falan olmayacak kandırmayalım kendimizi, boşu boşuna ölecekler...hepsi o...üstelik yalnız askerler ölmeyecek, masum insanlar, çocuklar, hep onlar ölür çünkü, savaşlar öldürür masum insanları, ağaçları, kitapları, tarihi, ruhu her şeyi öldürür
Savaşa girin diyen biri varsa aman dikkat, dost değil düşmandır o! 3 vakte kadar aaa niye savaştınız diyeceklerdir!
1 Ekim 2012 Pazartesi
sahi
hep soruyorlar
sonra?
ne olacak sonra?
bunu yapacaksın
şunu okuyacaksın
sonra?
sahi
sonra ne olacak?
soruların cevapları
var mı?
okunabilecek mi
tüm o kitaplar?
sahi
sen de o sabır var mı?
söylememiş miydim ben?
hani yarın değildi benim işim
bugünü yarından farklı kılmak
tek niyetim...
sahi
bir sussa bütün o sesler
sorular
sessizlik olsa
sahi
sonra?
ne olacak sonra?
bunu yapacaksın
şunu okuyacaksın
sonra?
sahi
sonra ne olacak?
soruların cevapları
var mı?
okunabilecek mi
tüm o kitaplar?
sahi
sen de o sabır var mı?
söylememiş miydim ben?
hani yarın değildi benim işim
bugünü yarından farklı kılmak
tek niyetim...
sahi
bir sussa bütün o sesler
sorular
sessizlik olsa
sahi
25 Eylül 2012 Salı
Gençler var!
Hem de çok kalabalıklar, bu ülke hep gençlere ait oldu, bu memlekette yaşlıların sözü geçse de çok zaman; çoğunluk genç! hep genç!
Ve gençler çeşit, çeşit...
Hepsi ayrı renk, hepsi ayrı dert...
Genç dediğin herşeye hevesli, hem farklı olma niyetinde, hem benzer, hem, hem, hem...
Hepsi en özel, en yetenekli, en, en, en...
Memleketimin gençleri bir başka...
Mesela bir entellektüel gençler var aman yarabbim, bir edebiyatçılar, bir tarihe meraklı akıl şaşar...
Hem okuyorlar, hem yazıyolar, büyük büyük laflar ediyorlar...
Zaten memleketim dergi cennetidir bu dostlar için, her köşe başında üç beş genç toplanır bir dergi çıkarır, kim okur? kendileri, ama hepsi "dergi yazarı", genç yaşında çok "başarılı"
Takdir ediyorum, samimiyetle takdir ediyorum bu cesur, çalışkan, hırslı nesildaşlarımı, hepsi gerçekten kabiliyetli ama ve fakat zor iş bu arkadaşların her birinin akademik yahut yazım dünyasında kendilerine bir gelecek kurmaları zira okuru bu kadar az olan bi memlekette bu kadar yazara ihtiyaç yok, heveslerine saygım sonsuz, ama tanıdığım pek çok amca var; ben eskiden "falanca" dergide yazardım "şiir kitaplarım" bak hemen şuracıkta... kendisi ya ticaret ehli, ya memuriyet... edebiyat, felsefe, tarih artık yalnızca heves....
Sosyal bilimleri ciddiye almak lazım, öyle gençken yazdım çizdim aldım hevesimi yetmeyecek, ama bilmiyorlar sabiler okunacak ne çok kitap olduğunu, bilemiyorlar, okudukları onca kitapla filozof kesiliyorlar, edebiyatçı oluveriyorlar...
Mütemadi bir şeyler yazarım, ama haddimi bilirim ben, öylesine yazarım, tarihe "not" düşmek yahut "muhteşem" kabiliyetim, entellektüel "birikimimi" sergilemek için değil, zira bu saydıklarım bünyeye öyle yirmili yaşlarda yerleşmiyor, kırk fırın ekmek diyorlar ya, oooo kütüphaneler dolusu kitap bile yetmiyor, sahi onların, kitapçıları, sahafları, internetleri var... kütüphanelere yolları düştüğünde dünyaları şaşar, anlarlar belki okumakla bitmez, yazmak da yetmez...
Bir de internet var ki sormayın, bendeniz gibi gereksiz pek çokları açıyor bir blog, yazdıkça yazıyor, paraya kıyıyor web sitesi bile kuruyor, aman ne vakit ne emek... sosyal medyaye saymıyorum dahi 140 karakterde şaheser cenneti...
Sahi bu gençlere vakit de yetmiyor, hem okuyacak, hem seyahat edecek, hem entellektüel "çevresine" vakit ayırabilecek, yüzlerce arkadaşla irtibat kesilmeyecek...
Efendim şu vakıf benim, bu dernek senin, falanca seminerden çıktım, filanca konferansa girdim, oyyy oy
İçim sıkıldı, ben bir kütüphanede dolaşayım, ne az bilir olduğumu hatırlayayım...
selametle
24 Eylül 2012 Pazartesi
Okulun ilk günü!
Bugün, bir uzun belki kısa aranın bitişinin ilk günü, yine öğrenciyim... hayatta en sevdiğim şey öğrencilik herhalde, bana en uygun şey öğrenmek, varoluş sebebim sanki, öğrendikçe varoluyorum, böyle hissediyorum, böyleyim.Ne tuhaf, en iyi bildiğim, en çok sevdiğim şeyde kendimi acemi hissediyorum, eğitim hayatıma geri dönmenin heyecanı, ya herşey istediğim gibi olmazsa endişesi ile karışıyor. Garip bir mide ağrısı, ellerim titriyor not alırken... hâla çocuğum ben, küçücük, öğrenci işte...
Hikmetlerin sahibine ulaşma yolunda, hikmetlerle meşgul, hep hayır öğrenen, hep hayır söyleyen bir talebe olma duasıyla çıkıyorum yola... ya Bismillah!
21 Eylül 2012 Cuma
İdrak
İdrak etmek!
Farkında olmak!
Söylediği sözün, attığı adımın...
Aldığı nefesin!!!
Nasıl bilinçsiz yaşıyoruz bazen, nasıl sebepsiz gülüyoruz, nasıl boşa ağlayabiliyoruz, üzüldüklerimiz üzülmeye değmez, düşündüklerimiz düşünmeye, ve fakat onca şey varken idrak etmemiz gereken...
Zamanın kıvrımlı yollarında kılavuzdan bihaber yürüme çabasında...
Yol uzun, istikamet belirsiz, yolcu habersiz...
Farkında olmak!
Söylediği sözün, attığı adımın...
Aldığı nefesin!!!
Nasıl bilinçsiz yaşıyoruz bazen, nasıl sebepsiz gülüyoruz, nasıl boşa ağlayabiliyoruz, üzüldüklerimiz üzülmeye değmez, düşündüklerimiz düşünmeye, ve fakat onca şey varken idrak etmemiz gereken...
Zamanın kıvrımlı yollarında kılavuzdan bihaber yürüme çabasında...
Yol uzun, istikamet belirsiz, yolcu habersiz...
18 Eylül 2012 Salı
Bazen
Bazen zaman kaçar elinden, onca yenilik, onca kalabalık, onca gündem... yazamazsın vaktin olmaz birden... söyleyemezsin bilmezsin neden...
Son günlerde hem teknolojinin ihanetine uğradım, hem çok yoğundum
Hep yoğunuz...hepimiz yoğunuz
İstanbul'da yaşamak bile başlı başına bir yoğunluk
Ama asıl yorucu olan zihinsel yoğunluk, günlük telaşelere eklenince zihindeki sorular, düşünülmesi gereken şeyler yapılması gerekenlerle yarışır hale gelince...elim kaleme küsüyor bazen, bazen onca yüz, onca söz hiçbirinin hakkını veremiyoruz, zaman kayıyor, büyük bir hızla, nefessiz bir akışta...
Zihnimizde yazdığım yazıları kağıda dökmeye vakit olmuyor, yaptık sandığımız ama aslında yapmadığımız onca şey birikiyor, bir bakmışım 2 haftadır yazmamışım, yazacak şey olmadığından değil, vakitsizlik belki bir sebep ama işte asıl başka bir şey var henüz adını koyamadığım, ne olduğunu anlayamadığım bir değişim bende, o hergün yazan, karmaşık duygular içinde ben...gitti...nereye? ne kadar süre?
Son günlerde hem teknolojinin ihanetine uğradım, hem çok yoğundum
Hep yoğunuz...hepimiz yoğunuz
İstanbul'da yaşamak bile başlı başına bir yoğunluk
Ama asıl yorucu olan zihinsel yoğunluk, günlük telaşelere eklenince zihindeki sorular, düşünülmesi gereken şeyler yapılması gerekenlerle yarışır hale gelince...elim kaleme küsüyor bazen, bazen onca yüz, onca söz hiçbirinin hakkını veremiyoruz, zaman kayıyor, büyük bir hızla, nefessiz bir akışta...
Zihnimizde yazdığım yazıları kağıda dökmeye vakit olmuyor, yaptık sandığımız ama aslında yapmadığımız onca şey birikiyor, bir bakmışım 2 haftadır yazmamışım, yazacak şey olmadığından değil, vakitsizlik belki bir sebep ama işte asıl başka bir şey var henüz adını koyamadığım, ne olduğunu anlayamadığım bir değişim bende, o hergün yazan, karmaşık duygular içinde ben...gitti...nereye? ne kadar süre?
4 Eylül 2012 Salı
Nafile
Bazen durup bir bakmak istiorum, zamana sığdırdıklarımıza ve harcadığımız zamanlara... Kendime karşı belki iki ay önceki kadar hırçın değilim, biraz büyüdüm, daha sakinim daha az tedirgin, büyük değişimler varken önümde eskisi gibi hırpalamıyorum kendimi... Ama yine işte... bazen benim hiç payım olmadan beni üzecek şeyler oluyor hayatta... olsun diyorum geçer... biliyorum artık Mevlana'nın dediği gibi; tüm misafirler gider, gidecekler...sabrım büyüyor benim, olgunluk denilen şey uğruyor ruhuma, o da fena birşey, neden diyorum neden ben de öfkelenmiyorum, hüngür hüngür ağlayışlarım nerede benim?
Sahi diyorum, daha geçenlerde ruhuma o eziyetleri çektirirken, şimdi neden sahi bu değişme?
Sonra sessizliğe alışıyorum günden güne, kendi sessizliğime, içimdeki derin sessizliğe...
Birşeyler oluyor, elimde olmayan şeyler hep. Aklıma geliyor bazen çok eskiden yazılmış bir yazı, okuyorum, okuyorum, geçen zamana rağmen pek çok soru aynı zihnimde ve bazıları cevabını bulmuş, biliyorum artık mümkün değil kimseyi tanımak*, nafile bir niyet, nafile bir çaba... on sene... neredeyse hayatımın yarısı yetmemişse en yanımdakileri tanımaya, bundan sonrası hep nafile...
25 Ağustos 2012 Cumartesi
Fırtına
Havada fırtına öncesi sessizliği mevcut, havadan kasıt benim hayatım oluyor, biliyorum fırtına geliyor,fırtınadan kasıt ne bilemiyorum, ama bir şeyler olacak hissediyorum. Hislerim güçlü çok şükür, şimdi kendimi başıma gelebilecek tuhaflıklara karşı hazırlamalı,ama nasıl? Nasıl hazır olunur onu bilemiyorum. Son zamanlarda çok yakın arkadaslarımdan aldığım ilginç, sevindirici, hüzünlendirici haberler bünyemi epey sarstı. Sanırım büyüdüğümüz gerçeğiyle yüzleşmekte çok geç kaldım, herkes yol aldı, ben geç kaldım. Bir de ben çok sarsılıyorum, çok kolay yoruluyor ruhum, herkes ne kadar dayanıklı, ne kadar güçlü, ne kadar olgun, bir tek ben ürkek kalmışım, bir tek ben hemen devam edemiyormusum yoluma, bir tek ben varmıştım ruhu büyümekte, bir tek ben...
23 Ağustos 2012 Perşembe
Rüya
Dinlenmeye, dinlenmek için de zihnimi boşaltmaya ihtiyacım var. Başaramıyorum. Uykusuz geceler bitti derken rüyalar başladı, derin uyuyamamak, rüya görememekten şikayet ediyordum, oh oldu bana. Her gece bir kaç rüya görüyorum, rüya denirse tabii, pek çoğu kabusa yakın, ve hepsi bir ara beklediğim ama gelmeyen, içinden pek çok anlam çıkacak, düşündürecek cinsten. rüyaların genelde bilinçaltının oyunu olduğunun düşünenlerdenim, ama yıllar içerisinde gerçekten ilahi mesaj taşıyabildiklerini yaşayarak öğrendim. Bu yüzden çokça düşündüğüm, korktuğum bir şeyle ilgili bir rüya gördüğümde etkilenmem, endişelenmem. Ama düşünerek uyumadığım bir şey rüyama girdiyse, tuhaf, olağanüstü ayrıntılar gizliyse ya üstüm açık kalmıştır, ya da bir anlam vardır. Şimdi benim, dinlenmek, eğlenmek vs. ile kendimi yoğun günlere hazırlamam gereken boş günlerim, evde pinekleyerek, tuhaf rüyalar görerek ve kalan zamanda bunları düşünerek geçiyor. Bravo bana, tam hayal ettigim gibi... Rüyaların bir tanesi şimdiye kadar gördüğüm en korkunç rüyalar listesinde-ki böyle bir liste olacak kadar korkunç rüyalar görüyorum- üst sıralara yerleşmiş durumda, bir diğeri yoldan çevirip bir teyzeye sorsanız şak diye yorumunu yapıştıracağı klasiklerden, yo yo orda kal teyze, daha çok erken... Hayır herhalde ben bu rüyaları hergün ekstradan uyuduğum birkaç saat içinde görmüyorum, rüyalarla ilgili tüm bilimsel açıklamalar bir yana, hiç biri bir kaç saniyeye sığacak cinsten değiller. Ama hakettim, sen misin artık hiç rüya görmüyorum diye söylenen al sana rüya, ohh bu da sana reva.
20 Ağustos 2012 Pazartesi
Bayram
Bayram geldi, güzelliklerle, neşelerle, şekerlerle, eskiyi yâd edişlerle geldi. Kaybettiklerimizi hatırlattı, özletti. Bu Bayram içimden büyüklerin ellerini daha çok öpmek geldi, bir dahaki bayram da yanımızda olsunlar diye dua ettim içimden, büyüdükçe anlaşılıyor kıymetleri. Ya bir dahaki bayram, bir dahaki düğün, bir dahaki yaz yanımızda olmazlarsa diye endişede bürüyor içimi, biliyorum Rabbim bize onlardan öğreneceklerimiz için vakit verdi, ama biz değerlendirmedik ve mutlaka bir gün daha da iyi göreceğiz her şeyi. Çok değil biraz daha büyüdüğümde pişmanlıklar saracak içimi, pişman olmamak için çabalıyorum ama yetmez biliyorum, daha çok sarılmalıyım onlara daha çok dinlemeliyim anlattıklarını, daha uzun bakmalıyım gözlerine. Bir gün onlar gibi kocaman bir ailem olsun istiyorsam, fedakar olmalıyım, cesur olmalıyım, sabırlı olmalıyım onlar gibi...
17 Ağustos 2012 Cuma
Mutlu
İskandinav sakinliği, kalabalık yerine dinginlik. Kışları olmasa yaşanacak güzellikte bir şehir Helsinki, bende anısı hep güzel olacak muhakkak. Çok başarılı bir kongre, beklediğimden çok daha keyifli bir sunum. Şehre hakettiği ilgiyi gösteremesem de hızlı bir tur ve hepsi hareket halinde çekilen onca fotoğraf. İstanbul sevgim bir yana, kaosu olmayan başkentler, büyük şehirler, üstelik yeşil yoğunluğu, boğaza benzemese de deniz ve adalar sanırım sevdiriyor bana kendini. Çok verimli üç gün geçirdim, öncesinde kendi kendimi yemelerim olmasa daha bile verimli geçebilirdi. Çok büyük bir deneyim yaşadım, büyüdüm, cesaretim arttı. Zor sandığım şeyler, sandığımdan çok daha kolay olabilirmiş isteyince, çabalayınca. Keyif alabilmek için belki de sıkıntı çekmek gerek öncesinde. Kısa bir süreliğine de olsa gerçekten mutlu hissettim ve anladım beni tatmin eden şeyin akademik-mesleki başarı olduğunu. Cesaretlendim... Huzurlandım... En çok da umutlandım...
11 Ağustos 2012 Cumartesi
Yolculuk
Heyecanlıyım, hem de çok. Yarın bu saatlerde başka bir ülkenin kısacık gecesinde olacağım, boyumdan büyük islere kalkıştım, iyi mı yaptım kötü mü yakında öğreneceğim, her küçük ayrıntıya kafa yordum ama son bir kaç gecedir rüyalarımda hatalarla, sıkıntılarla boğuşuyorum, olumsuzluk her yanımı sardı yine ama biliyorum benim düşündüğüm kadar kötü olamaz herşey hem son zamanlarda yaşadıklarım, ruhumdaki kırıklıklar, iş-güç, akademik meselelerde üzülmeye deymeyeceğini anlamamı sağladı, ben bunları hayatın merkezine koyanlardan olmayacağım, güzel olursa mutlu olacağım olmazsa hayırlısı deyip yoluma devam edeceğim, böyle istiyorum... Herşey güzel olsun da istiyorum :) içimdeki korkular gitsin, herşey sıkıntısız bitsin duam, zihnim ve bedenim yorulurken, ruhum dinlensin artık ne olur...
7 Ağustos 2012 Salı
meşguliyet
meşgul olmak, hiç bir şeye vakin yetmemesi, yetişememee ndişesi, mideme ağrılar soksa da benim için en iyisi, böylece düşünmeye, kendime dert üretmeye az kalır vaktim, daha az üzülür, daha çok boşver derim. ilginç ama yine de aklımdan silmeye çalıştığım şeyleri düşünmeye vakit buluyorum bu aralar, tüm bu meşguliyete vakitsizliğe rağmen, anlıyorum ki bazı şeyler kolay geçmiyor gerçekten, maddi-manevi, büyük-küçük sıkıntılar var hayatta, öğreniyoruz zamanlai benimse en son öğrendiğim çok zayıf noktalarım olduğu, içimin sandığım kadar ferah olmadığı, oluruna bıraksam da herşeyi, olurun kolay olmadığı... telaşların bize bazı sıkıntıları geçirmediği...
3 Ağustos 2012 Cuma
2 Ağustos 2012 Perşembe
algı
Üsküdar çarşısına her gittiğimde, çocukluğum aklıma gelir, okula başlamadan hemen önce çıkılan alışveriş, bir kaybolma hikayesi... istisnasız her gidişimde düşer bunlar zihnime, Üsküdar'ın her camisinin ayrı bir anısı vardır, hepsine ait başka his
Bazen bir otobüs durağının bile anısı vardır bende, orada bir yaşanmışlık...
Çamlıca tepesi lise yıllarımdır, o manzara bana hep bir şeyler anlatır, hep eskiye götürür
Sonra Avrupa yakası...
Mesela Fatih, ne zaman gitsem çocukluğumdaki ilk gidişimi hatırlardım uzun yıllar, sonra başka anılar eklendi üzerine, başka sokaklarında geçen başka hisler, gitmediğim ama bildiğim adresler ve camileri, her birine ait başka bir ruh...
İstanbul'un hemen hemen her semtinde ayrı bir hikaye, ayrı bir his...
Bazılarında silik, bazılarındaysa nasıl güçlü
Birkaç semt var ki her noktasında ayrı düşünceler hücum eder zihnime...
Mesela üniversite, beyazıt-laleli-vezneciler, fakülte kapısından her girişimde ilk günüm zihninmin köşesinde, öğrenciyken hergün başka telaşla giderken bile zaman zaman aklıma düşerdi o ilk gidiş, o saflığım, o naiflik, o gözyaşlarım, kararlılığım, o ilk günü düşünüp çok kez ne kadar güçsüzmüşüm demişimdir ama şimdi düşünüyorum aslında ne kadar güçlüymüşüm, 17 yaşında ne kadar olabilirsem o kadar...
Bazen bir noktaya ait anlamlar değişir, son zamanlarda birkaç kez fakülteye gitmem gerekti, her zamanki gibi Laleli-üniversite durağı, çok zamanların aksine ters yönden geliyordum belki ama ilginç olan bu değildi, o durak benim için hikayesini değiştirmişti, anlatılan tek bir hikaye benim hafızama kazınmıştı, kırmızıda geçemedim... ben aslında kırmızılarda geçmem, ama o durak 4 yıl boyunca koşuşturmayla, hep derse yetişme halinde ihlal ettiğim bir ışık olmuştu... ve büyümüş ben, dinlediğim ve hiç dinlememiş olmayı -çok fazla etkilendiğimden- yeğleyeceğim bir hikayenin tesiriyle yeşili bekledim, hiç araç yokken, herkes yürürken bekledim, ve düşündüm bu durak hikayesini değiştirdi, yılların birikimi bir günde başka bir şeye dönüştü, unuturum belki, başka bir hikaye siler belki aklımdaki travmatik sahneyi, görmediğim ama dinlediğim o hikayeyi. Ama yaşadıklarımız, dinlediklerimiz tümüyle unutulmuyor sanırım...
yeni mekanlar ekleniyor hayatımıza, yeni insanlar, bazen de eksiliyorlar, ama ruhumuzda bıraktıkları iz gerçekten baki... unuttuğumuzu sandığımızda aslında unutmamış oluyoruz, beklemediğimiz bir yerde bir başka zamanda yine karşımıza çıkacaklar pek muhtemel...
Sonra işte tüm bu hislerle, bu yanılmışlığın verdiği ağırlıklar yürüyorum, uzun uzun, fakültenin koridorlarında onca hikayem var ama aklımda başka bir hikaye düştü bir kere, nasıl silerim diye düşünüyorum... sonra farkediyorum şimdi o 17 yaşındaki naif kızdan daha zayıfım, daha kolay etkileniyorum, daha zor çıkıyorum kuyudan...
Artık yanılmaktan korkuyorum, denemeye cesaretim yok anlıyorum. Bu kadarmıymış benim cesaretim diyorum, bu kadar kolay mı vazgeçeceğim denemekten... kızıyorum kendime ama böyleymişim ben meğersem, bilmeden aklıma kazımışım yanılmayacağımı, ilk seferde doğru limana yanaşacağımı... şanslı sanmışım kendimi, yanılınca işte böyle olmuş, cesaretim elimden alınmış, kuşun kanadı kırılmış... uçmak istemiyor, konduğu yerde kalsın istiyor...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
