26 Temmuz 2012 Perşembe

bilgisayar başında hızlı, hızlı yazarken bir gün, sordu biri
ne yazıyorsun?
hakikaten ne yazıyordum?
ne yazıyorum?
kime yazıyorum?
sonra yazma nedenimi düşündüm; yazıyorum çünkü konuşmaktan daha yakın bana yazmak, yazarken rahatlıyorum, ferahlıyorum, öfkem geçiyor bazen, bazen dinleniyorum, bazen kendimi dinliyorum, gerçekten ne düşündüğümü dışa vuruyorum, bir şeyleri atlatmamı kolaylaştırıyor.
yazdıklarımın hepsini yayınlamıyorum bana kalanlar, bana kalmış oluyor, ya da yazıldıktan hemen sonra imha ediliyor, bir daha kendimin bile okumayacağı bir yazının anlamı ne diye soruyorum kendime, ama biliyorum artık yazmanın okumakla, okunmakla bir ilgisi yok benim için, bir çeşit kendi kendine konuşma, iyi geliyor bir şekilde
bir de herhangi bir edebi, fikri kaygı olmaksızın yazmak yormuyor beni, canlandırıyor aksine, yük kalkıyor üstümden sanki.
hiç bir iddia gütmeksizin, dinlenmek için yazıyorum ben; dilenmek ve kendimi dinlemek...hepsi o kadar

25 Temmuz 2012 Çarşamba

Güzellik


Allah güzeldir ve güzelliği sever...zaman zaman duyduğum bir hadis, şu aralar "güzellik" kavramı üzerine biraz kafa yorunca, araştırdım sahih mi? Arapça kelimeler neler vs. didikledim, Sahih-i Müslim'den güvenceyi aldım ve Arapçasını okudum,

  اِنَّ اللَّهَ جَمِيلٌ يُحِبُّ الْجَمَالَ

Pek tabii burada Arapça gibi derin bir dilden başka dillere çevirinin sıkıntıları ortaya çıkıyor, hadis Türkçeye çevrilirken çoğunlukla "güzel", İngilizceye çevrilirken de "beauty" kullanılmış, ama bunlar Arapçada kullanılan "hüsn" e karşılık geliyor ve fakat "cemal" daha derin, daha farklı bir kelime...

 Günümüzde güzel çoğunlukla bir görsel algı ama buradaki cemal çok daha farklı, daha manevi bir güzellik... Zaten ayetlerde de pek çok kez güzel kavramı geçiyor, ama bu güzellik tam olarak algılanmış değil biz aciz okuyucular tarafından, "güzel"in derinliğine vakıf değiliz maalesef.

Ben "güzellik"in tecelli olduğuna inananlardanım, bazen de imtihan...

Güzellik tabiatın her yerinde, yaratılmışlarda... Nasıl bir uyum nasıl bir düzen ve nasıl bir estetik var yeryüzünde,    insanlığın asırlardır süren tahribine rağmen, hala bakmaya doyamayacağımız güzelliklerle dolu kâinat...

Ve insanlar kendilerine verilen kabiliyetle "güzel" i üretme şansına sahip, hayret veren sanat eserleri, hayret ve taassup... güzel bir kitap, güzel bir resim...hepsi insanın eseri!?

Ve insanın manevi güzelliği, ruhunda yaratanın tecellisi, gönlünden diline gelen sözlerin güzelliği, aklının, kalbinin güzelliği... Sohbetinin güzelliği.

Sonra nefs... Nefse hitabeden güzellik nefis... Gözlerimizle gördüğümüz güzellik... Güzellikler içinde en geçici olan... Ve en çok rağbet gören... 

İnsanın güzelliği, bazen ruhunun yansımasıdır, Rabbi ona bahşettiklerinin bir sonucu küçük bir göstergesidir... Herkesin sahip olmak isteyeceği bir güzellik belki, bazen ruha ağırlık veren bazen mutluluk

Güzellik bazen bir imtihan, hem sahibi, hem görenler için... Gerçekleri gölgeleyecek kadar baskın bazen güzellik... Ve güzellik uğruna verilen emek... Ne ağır imtihan

İslam güzel olana yönelmeyi tavsiye ediyor, güzeli seçmek kibir değil takdir ama buradaki güzel "cemal" olan olmalı... Bütünüyle güzel... Bir tezahür, bir tecelli olarak güzel... Yoksa sadece göze "güzel" değil herhalde…



23 Temmuz 2012 Pazartesi

resim

anne, baba ve çocuklar... ağlamalar, gülücükler, heyecanlar...
2 farklı aile gözlemledim dün

bir yanda ilk bebeğini bekleyen genç kadın, hevesle her anını fotoğraflayan sevgi dolu eş...heyecanlı, umutlu bir çift, sevgiyle sarılı her yanları... bunlar belki yalnız başlarına son iftarları, heyecanla bekliyorlar ailenin yeni üyesini, kim bilir evleri renkli renkli yeniliklerle dolu şimdi, bu fotoğraflardan bir albüm yapmak hayelleri, genç ve güzel kadın karnının üzerindeyken elleri, buldukları isimle seviyor bebeğini ve genç adam nasıl aşık, eşine ve bebeğine... bilmiyor henüz uykusuz geceleri

öbür yanda başka bir çift, güzel bir anne, yorgun ama sabırlı 2,5-3 yaşlarında enerji patlaması yaşayan bir küçük kız ve henüz birkaç aylık diken saçlı bir bebek, nasıl güzel nasıl sevimliler... bir kaç dakika sonra sahne değişiyor; önümüzdeki 3 saat boyunca ağlayacak, haykıracak bir minik melek ve babasını hayattan bezdirecek bir afacan, iftar vakti oyunla geçecek bu akşam, küçük hanım öyle istiyor, kıskançlık krizine teslim, anne bebeğinse baba da onun, bir de büyükanne var resimde, nereye yetişeceğini bilemiyor, çabalıyor ama fayda etmiyor... güzel kızların annesi belli ki akademiyadan, gözlüklerinden, saçlarından, sabrından belli...daha önce sınanmış kendisi, muhtemelen doktora alınmış, kariyere ara verilmiş nurtopu gibi annelik... ve iliklerine işlemiş yorgunluk, uykusuzluk... baba resmin neresinde? tabi ki en silik köşesinde, artık miniklere sabırsız, anneyle kavga halinde... o zaten yorulmuş, bütün gün çalışmış vesaire... yorgun ve bitik anneyi de üzüyor bir de üstüne, sorsan değiyor diyecek anne, herşeye değer yavrularım, peki baba o da diyebilecek mi? 

erkekler hep çocukları çok severler, hayaller kurarlar, planlar yaparlar, çok olsun isterler, çünkü ellerine bakılmış, beslenmiş, sevsin diye verilmiş... biz de hep böyle... istemek kolay, sabretmek, sebat etmek, yetiştirmek... var mı o fedakarlık kendilerinde? yoksa hep anne hep anne...

kadınlar-hemen hemen hepsi- anne olmak ister, genlerinden gelir bu istek, akılları zorlukların farkında da olsa, gönülleri hazırdır katlanmaya, her türlü çileye... düşlerler bebeklerine sarılacakları günü, evlat sevgisini tatmak için nice zorluğa nice sıkıntıya hazırdırlar, maddi-manevi altüst olurlar ama pişman olmazlar, bir de resmi tamamlamak peşinde geçer ömürleri... hani baba hani baba?

.. 


22 Temmuz 2012 Pazar

misafir


Düşündüm, taşındım, karar verdim, uyguladım

Kolay mıydı?
hayır

Doğru muydu?
evet

Alışık olmadığım şeyler yaptım, hızlı karar vermiştim geri almakta sakin davrandım, bu kez zamanlama doğru olsun istedim belki ağırdan aldım, zordu, benlik bir iş değildi, zor kararları başkalarına bırakmaktan yanaydım hep, ama biliyordum herkes başlattığını bitirmeli, bitirdim kendi payemi. Öfkelendirmekten, kırmaktan nasıl korkuyorum hep, herkes benden razı olsun istiyorum aslında bu tek sebep. Ama bu kez böyle gerekti... zaman her şeyi çözer, zihnimdeki dalgalar azaldı, elbet bir gün tümüyle diner. Sadece içimdeki o garip his... zaman gösterecek...


birkaç gün önce yazmıştım yukarıdakileri, sonra depresifleştim yine kaldı kenarda sonra, sonra başka yazılar geldi içimden, şimdi bir okuyayım dedim baktım hala aynı yerde miyim? sanırım birkaç adım ilerledim, yavaş yavaş olacak biliyorum, ama işte sabırsızım, hemen her şey geçsin istiyorum

sonra bir dost bana mesneviden bir şeyler okutuyor bilmeden fırtınalarımı, içime işliyor, durup durup okuyorum, dokunuyor ruhuma... bak işte diyorum kalmayacak, gidecek hepsi... sadece sabır gerekli...


Ey genç, şu beden bir misafirhanedir; her sabah, o eve koşarak yeni bir misafir(dert,düşünce) gelir. 
Sakın, "Bu misafir bana yük olur, kalır" deme; Biraz kalır sonra yine geldiği gibi gider. 
O görünmeyen cihandan, gayb âleminden gönlüne ne gelirse; onu bir misafir say, onu hoş tut, güler yüzle karşıla.
Mesnevi

21 Temmuz 2012 Cumartesi

mesela

mesela diyorum...sık sık dilimin, kalemin ucunuza geliyor bu söz...tek başına nasıl anlamsız, ama bende manası pek derin, bir sürü hikaye sığıyor içine...bir sürü şey

bu hafta vakit bolluğu, insan azlığı bana pek iyi gelmedi...çokça düşünme, kalbimde bir yorgunluk... sonra kitaplar, kafamdaki fikirler dağılsın diye okuduğum her kitap daha da düşündürdü beni, bir film izledim, basit bir hollywood filmi, ama seçimler vardı içinde ve hep yanlış yapılan seçimler... yine düşündüm

sonra yine okudum...sonra bir sürü şey yazdım, hiç kimsenin hiç bir zaman okumayacağı yazılar, sakladım derinlere...

sonra kızdım yazarlara...

kütüphane tanışmaları yazan, gözlerle konuşulduğuna inanan yazarlar, gerçekte böyle insanlar var zannettirecek hikayeler yazan yazarlar, haberleri olmayadan kaç genç kızın gönlüne boş ümitler düşüren yazarlar, "reel" in hep galip geldiğinden dem vuran yazarlar, dünün insanlarının bile bugünkülerden iyi olduğunu idrak ettiren yazalar, "ihtiyar" ın bildiğinden başka bir anlamı daha olduğunu yazan yazarlar, insanı düşün düşün öldüren şeyler yazan yazarlar... sonra kütüphane kitaplarının içinde notlarını bırakanlara kızdım, yine düşün... yine düşün sonra dedim boşver... sefer de içimde tahammül de

ohhh London


Try to read with British accent gets funnier :) 


• British people may seem to apologise a lot, but it doesn't quite mean the same thing here. In the UK, "I'm sorry" actually means either a) I didn't hear you; b) I didn't understand you; or c) I both heard and understood you, and I think you're an idiot.



Well I miss London, and London is everywhere this summer, Olympics are taking place on the news, twitter, Facebook even though hasn't started yet. I wouldn't prefer to be there right now, would be to crowded and noisy for me. I always like it on spring or fall just like Istanbul, summers are always full of tourists which makes it feel like a big circus, looses the city soul and my last winter vacation to London extended according to my -not enough healthy to fly back to home- situation, London winters are too cold and sunless for us "mediterraneans" or "middleeasterns" or "anatoilians" or whoever we are.

This article on The Guardian made me remember many different things about London and Londoners, their different way of thinking and prejudices, all this rubbish sayings about how "cold" and "insulting"they are and bla bla about them, well I can't say anything about the whole Britan but London is an extremely multiculturel and welcoming  city. Welcomes everyone from different believes, lifestyles, cultures, you don't feel judged and unwanted. Although it is not really the place for "freedom", each step you take is being watched.  Controlled... and stopped if needed. Still I truly love London...and miss

20 Temmuz 2012 Cuma

Ramazan


Huzur getirir, aklımızı başımıza getirir...
Kötülüklerden, kötü düşüncelerden arındırır bizi Ramazan ayı
Oruç tutmak, bir günü ibadetle geçirmek
Ruhumuzu temizler
Bedenimizi temizler
İnşallah her anı ibadetle geçen
Dua ile başlayan, dua ile biten
Ferahlık veren bir Ramazan olur
İmanımız, idrakimiz artar inşallah





19 Temmuz 2012 Perşembe

bir sürü şey yazdım, sildim, başkasını yazdım, yazdıklarım yayınladıklarımı geçti, ama sonra bir şarkı dinledim benle ilgisiz ama sevdim, bugün de yazısız geçsin dedim...
zaman her şeyin ilacı...

18 Temmuz 2012 Çarşamba

güzel şeyler de olur bazen

yoluna girer bazı şeyler, engeller kalkar birer birer, yüzün güler belki bir an için,  rüzgar eser, kuşlar uçar yeniden, sen görebilesin diye açıktır gökyüzü, bir süreliğine kenara itersin kafanı kurcalayanları, nedenleri, niçinleri bir yana bırakırsın, derin bir nefes alırsın yola devam edersin, uzun sürmeyeceğini bildiğin halde kendini huzura bırakırsın.... şükredersin...

17 Temmuz 2012 Salı

yazacaktım

vazgeçtim...sözler yetmez belki, yanlış anlamışımdır belki, kim kırmak ister ki kardeşini...ortadan yok olmak, gizlenmek, saklanmak ne vakit işe yaradı ki?

16 Temmuz 2012 Pazartesi

"tercih"


Kararlar, gerçekler, bilgiler, hedefler, istekler bir sürü bir sürü şeyler öyle çoklar ki duyamıyoruz kalbimizin sesini, ne istediğimizi bilemiyoruz gerçekte, sahi ardağımız mutluluk değil miydi? ne zaman başarıya çevirdik rotamızı? daha küçücükken sevdiğimiz için resim yapmaz mıydık? bizi mutlu ettiğinden tırmanmaz mıydık ağaçlara? şimdi yaptığımız, çabaladığımız ne bizi mutlu ediyor? etiketler peşinden koşuyoruz, ismimizin önüne yazılacak şeyler, daha çok para, daha çok iş, daha çok mevki yeter mi? hepsi bizim olsa gerçek dostların, unutulmayan anıların, sevginin, aşkın yerini tutabilecek mi? yoksa onlar zaten elimizden kayıp gitti mi? onlar çoktan değerini yitirdi mi?

Şimdi bana bunları düşündüren "ulusal tercih günleri" binlerce genç lisesini, üniversitesini tercih edecek, onlar mı tercih edecek yoksa toplumsal normlar mı? Onlara öğrettiğimiz gibi "geleceği en parlak" meslekler, en "başarılı" mezun veren liseler seçilecek. Nerede mutlu olursun evladım? denilmeyecek, zaten denilse de başarı mutluluk getirire değinilecek, parasız saadet olmaz hatırlatılacak, aşk bile karın doyurmaz, aman evladım!

İnsanlar "basit" işlerde pek âlâ mutlu, huzurlu, faydalı olabilirler, kocaman kariyerler peşinde kaybedilen değerler yerlerinde kalırlar belki, sadece hatırlatsak kendimize dünyada varoluş gayemizi, "başarı" dediğimiz şeyin, yanımızda bir yere gidemeyeceğini, kalbimizin sesini dinlesek biraz, risk alsak, nefes aldırsak, mutluluğa değmişken tam elimizden bırakmasak, olmaz mı?

ölüm ve düğün

ne ilginç iki söz...
ne zıt
ne aynı
ikisinden de kaçamazsın
ikisi olmadan da olmaz hayat

ölümler de kavuşturur düğünler de
ölümler de ayırır düğünler de

ikisi de yalnız Rab istediğinde olur
oun istediği şekilde

ölenle ölünmez muhakkak
ama bazı ölümler
öylesine ağırdır...
ölesiye ağırdır...

ki...

aynı gün de
hem bir cenaze
hem bir düğün
hayatı hatırlattı

15 Temmuz 2012 Pazar

Ben!


Ben!im için eskimiş bir eşyadan vazgeçmek bile zor, 
artık yazmayan bir kalemi hatıralarına rağmen çöpe yollamak,
hiç kullanmadığım halde sevdiğim bir eşyadan vazgeçmek, başkasının olsun,
ben! yenisini alırım diyebilmek... hiç kolay gelmedi bana,
ben! böyleyim zor bağlanırım zor vazgeçerim...


ilk kez aradığım bir numara, rehberimde yer bulmaz hemen, ama silmek...
hiç denemedim...
bir arkadaşın yazdığı bir mesaj, bazen yıllarca durur hafızada... artık o arkadaş hayatımda olmasa da... sözler de yazılar da uçmaz ben!de

silemem kimseyi hemen... hayatıma değmesine izin verdiysem, ben!im bile bilmediklerimi anlatabildiysem...canı yanan ben! olduğumda bile özür dilerim sevdiklerimden, özür dilerim içlerine öfke düşürdüysem...ümit bağlamam kendimden başkasına, ama ben! git dostum diyemem
hep ben!li cümleler kurmam, hiç kimseyle biz? olabilemediğimden...

gece uykun kaçtığında, sabahları uyandığında, merak ettiğin birşey varsa, okumaktan vazgeçemediğin... merakın uyanıyorsa hala... sor kendine neden? bitti mi gerçekten? ben! bitiremem hemen... var mı bitirebilen?

vazgeçtiğim halde bir şeyden, üstünü hemen çizemem...
alelacele küçük bir not kağıdına yazılmış bir telefon numarası, zaman alır yırtıp atması...
bir de yazdıklarım sadece ben!imle ilgilidir, ben! ve ben!im gelgitlerim,
yapmadıklarım, söyleyemediklerim, silemediklerim, üstünü çizemediklerim... hepsi ben!im



bir zaman önce yazmıştım, az bir zaman, fikrim değişir diye sakladım kenarda, okudum bugün...tek kelimesini değiştir(e)medim...işte ben! böyleyim.

14 Temmuz 2012 Cumartesi

death


there are things that you never get to understand
there are pains you never get to go through
loosing someone forever...
will remind to cherish the ones you have
gives the courage to try to find the ones you can appreciate...

someone died, an old lady
it was on time truly
still painful
this beautiful lady is gone forever
she lived
she loved
she suffered
but never complained

just wish to be like her
strong, faithful, spiritual
an old lady is gone
gone forever
reminds me lots...




Bir konferans
Bir vapur
Bir otobüs 

Bir mağdur kız...

Hikâye şöyle başlamış... Cuma yorgunluğuna rağmen iş çıkışı üşenmemiş kız, hem konferans güzel gibiymiş, hem "vefa"yı özlemiş, tüm tezatlarıyla o sokaklar kafa karışıklığına iyi gelirmiş, karışık olan ben değilim, İstanbul karışık hatta asıl hayat karışık diyebilirmiş...

Koşar adım gidilmiş, yetişilmiş..."ardıl çeviri" ibaresi korkulu rüyasıymış, ne menem şey iyi bilirmiş, denemiş, zordan da zor şeymiş bir şeyi iyi bilmek iyi çevirebilmek demek değilmiş... en kötü simültane en iyi ardıldan daha iyi imiş, zamanla öğrenilmiş... Olsunmuş, orijinali dinler, çeviride resim çizermiş...  Konuşmacı zevkle, düşünülerek okunacak bir yazıyla çıkagelmiş, okumuş okumuş, çevrilememiş, çeviriden vazgeçilmiş, böylesi daha iyiymiş, yazı pek güzelmiş, güzel sorular belirmiş, cevaplara girişilmiş... Bitmiş

Kız yine koşar adım kendini bir otobüse atıvermiş, yanlış otobüse... Aklı bir karış havada... Bir yolunu bilmiş, Karaköy’e gelivermiş, daha varmış kalkacak motora, beklemiş, beklemiş...

Vakit bol ya, enteresan şeyler dikkatini cezp etmiş...21 minare saymış; uzun ve kısa minareler, tek şerefeli ve üç şerefeli minareler, uzak ve yakın minareler, tam 21 minare, motor gelmiş, binmiş kız... Binmiş ama yolculuk kısa sürmüş Eminönü’nde inin demiş kaptan, inivermiş... Sonra bir başkasında binmiş, yol ne de bitmek bilmezmiş... neden sonra karşı kıyıdan bir minareye gözü ilişmiş, minarelerin hikmetini hissetmiş, fark etmiş unuttuğunu namazı, karşı kıyıya varana kadar vakit bitecekmiş...canı yanmış,,,21 minareyi boşuna saymamış, ama anlayamamış...

Bazen anlayamazmış, kendisine söylenenleri... 

13 Temmuz 2012 Cuma

Hikâye


Ben hikâye okuyamazdım, okumazdım, lise hatta ortaokul yıllarından beri hep çabaladım, her deneme başarısız oldu... Yahu koskoca Sait Faik'e kaç kez döndüm, bu sefer olacak, seveceğim hikâyeyi diye kaç deneme, ama yine olmadı. Sevemedim hikâyeyi, kısalığından şikâyet etmedim hiç, denemelerden aldığım keyif, şiire göz kırpışım, romana müptelalığım... Ama olmadı hikâye olmadı... Bir edebi türü kendime yasak ettim sonunda...

Taaa ki... Bir deneme daha yapmaya mecbur kalana dek, sen hakkında onca şey öğren, sempozyumlar dinle, dostlarıyla sohbetler et, onun hikâyesini kendine konu edinenlerle gez... Okuma
Olmaz dedim aldım elime "sır"rı, incecik kitap gözümde kocaman, sen ne külçe gibi ağır, tuğla gibi romanları bir gecede deviren edebiyat meraklısı (sevdalısı falan fazla kaçardı- o kadar da değil- zira), aldım elime evirdim çevirdim, bitmez bu 90 sayfa dedim, ama yahu bir fikrin olsun...
Bir gün işten eve dönüş yolunda, katık ettim... Olur şey değil ya oldu, nice zamandır aklımdaki bir mevzuya dair, nasıl edebi, nasıl şairane tespitler, üstelik hikaye içinde... Romandan daha akıcı, şirinden daha derin... Her cümlede başka şey gizli, her kelimede başka oyun... Olur, şey değil ya oldu, bitti kitap evi bulmadan yolum...

Sonra bir uzun hikâye, sonra bir başkası... Sonra başlasın hikâye alışkanlığı... iyi ki varsın Mustafa Kutlu


"dert"


kendime dert edindiğim onca şey... aslında sadece zihnimi, gönlümü meşgul eden sıkıntı kırıntıları... gerçek birer " dert " değiller... şımarıklık belki benimkisi... belli ki yok hiç "gerçek" derdim, okuduğumdan, duyduğumdan kendime dert üretecek kadar "dertsiz"im. Öbür yanda başkaları gerçek dertlerle meşgul, kiminin derdi hepsinden daha gerçek... savaşın ortasında biri, gerçekten ateş altında, öbürünün ateş yüreğinde, yanındakilerle savaş halinde... ikisi de savaştan mustarip... kendi çıkarmadıkları bir savaştan
birinin "dert" dediği, öbüründe teferruat hani, kimi canından dertli, kimi cananından... belki biri cananın yokluğundan... 
hangi imtihan kolay ki? hangisi acısız?... peki, hangi "dert" devasız?
bu aciz ruhumda açılan yaraların tedavisi mümkün... elbet bir gün gelir dertlerimin devası. Peki ya ebediyen gitti ise canının yarısı... var mı bu derdin şifası? kiminin canı yanarken öyle derin benim ki de "dert" mi? derim, geçerim.

12 Temmuz 2012 Perşembe

çok farklı ve uzak


Ki ben Müslüman’ım diyorsam... Ki Elhamdülillah öyleyim, bütün Müslümanlar kardeşim… Ben nasıl derim falanca benden çok farklı ve uzak… Her kardeşim, ablam, ağabeyim bana benden yakın farz ettim… Nasıl ki iman ettik o rabbe aynı hisle, nasıl ki sığındık ayete… Nasıl ki aynı hadislerden aldık feyiz, biz öyle biriz, aksiyse kalbinden geçen dikkat et Müslüman kardeşim, şeytan yaklaşmış ruhuna…
Aman teslim olma

Ellerini açıp duaya durduğunda, ettiğin dua kime hatırla… Biz ancak ondan yardım isteriz, hepimiz, başka eller, farklı şeklilerde hep Allah’tan… Biz Müslümanlar

Kimimiz sakin yollar seçeriz, kimimiz inişli-çıkışlı, kimimiz koşa koşa gideriz, kimimiz sessiz ve emin… Başka yollar, başka canlar… Yolun sonu aynı değil mi? hep bir emel için değil mi bütün meşakkat, Rabbin rızası… Ahh biz Müslümanlar

Unutmuştuk değil mi? Ne sanmıştık sahi? Bir tek biz miyiz inananlar? biz..ve etraftaki diğer birkaç kişi…Vahh biz Müslümanlar

Birbirinden çok farklı ve uzak yaratılmışlar… 

11 Temmuz 2012 Çarşamba

halbuki

ben sanmıştım, her şey değişir...

böyle başladım yazmaya vardı yazacaklarım, halbukilerle, belkileri yarıştıracaktım ; derken bir mesaj geldi, bir dost rüyasında görmüş beni :) nasıl değişik bir rüya, nasıl girmek istedim içine...içinden manzara geçen, yolculuk geçen, dostluk geçen bir rüya :)

deniz kenarında olmak istedim, dalgalı bir deniz...benim gibi

yanımda sağlam bir omuz olsun istedim, güvenecek, yorulmadan dinleyecek, hep doğru şeyler söyleyecek, hep anlayacak, hiç küsemeyecek... onun gibi

ilk dalgada kaçmayacak, cesur...metanetli...gibi gibi

gibi.

gibi..

gibi...